Yevmiye 14024-23

yevmiyeler

1

Sevmek için sevdiğinin bundan haberi olması gerekir mi?

Sevmek için sevilmek şart mıdır? Bunu ne kadar beklersin? Beklemeli misin?

Bana kalırsa ---kalmaz--- insanın sevme ihtiyacıyla, sevilme ihtiyacı birbirinden ayrıdır. Bu ihtiyacın aynı kişi vasıtasıyla giderilmesi ideal olabilir ancak pek çok zaman gerçekleşmez.

İnsan sevmek zorundadır. İnsanı sevmezse, kediyi köpeği sever. Onu sevmezse, böceği sever, elmayı sever, soyut bir takım kavramları sever.

Bunun yanında bir de sevilme ihtiyacı vardır. Sevilmek bir yandan sorumluluk demek olduğu, sevildiğin kişiye bir borç yarattığı için tehlikelidir. Kimisi bu borcu üstlenmez, bazısı reddetmek için sevilmemek ister hatta. Bana beni sev mi dedim?

Sevmek ve sevilmek arasında doğrudan bir ilişki olsaydı, muhtemelen hayatımız çok kolay ve edebiyatımız bomboş olurdu. Bu borç ve alacak dengesinin, kimisi lehine, kimisi aleyhine değişip durmasından dönüyor dünya.

O halde sevmekle sevilmek arasındaki denge nasıl kurulur? Mülkiyeti ilga ettim diyen komünistler gibi, bundan sonra herkes sevdiği tarafından sevilecek diyebilir miyiz? Mülkiyeti ilga etmek bile daha mümkün, bundan.

O halde, söyleyebileceğimiz herhalde en fazla şu: Mümkün mertebe sizi sevme ihtimali olmayanlara fazla borç çıkarmayın. Oluyorsa da sabredin, ne yapalım? Hayatın adil olmadığını öğrenmek için insanın aşk acısı çekmesi gerekmez.

2

Konuşacak konu bulamıyorsan, aklından bir harf bul, onunla bir kelime yap, ondan bir soru üret, onu sor ve devam et. Tıkanınca tekrar edersin.

Burçlar da bana benzer bir vazife görüyor bana göre. Yengeç burcuyum deyince, ay siz de şöylesiniz, böylesiniz demek için bir fırsat. Başkaları böyle değil demek değil, insanların ne olduğuna değilse de, hakkında neye dikkat edeceğimize burçları karar veriyor.

Benim de evden çıkmayı sevmeyen ve annesine aşşırı düşkün olmamı burcumla açıklıyorlar mesela. Fazla romantik, derdini doğrudan söylemek yerine dolandırıp söyleyen, insanları bulunduğu yere getirmek için ufacık tefecik oyunlar oynayan biri olmamın, burcumla alakası olduğunu söylüyorlar. Anneme düşkün olmamın bana kalırsa daha basit açıklamaları var, diğer karakter özellikleri de kime göre, neye göre, hangi durumda? diye cevaplanmalı ama neticede muhabbet yürüyor mu, yürüyor, ben de tipik Yengeç burcunu oynuyorum.

Kendimde sevmediğim ne kadar özellik varsa hepsi burcumdan. Benimle bir alakası yok, burcum beni böyle yaratmış. Ben çok dışadönük biri olacaktım, burcum Yengeç olmuş, evcimen olmuşum, aslında annemden uzak durmaya çalışacakmışım, burcum Yengeç olunca böyle olmuşum.

Buradaki zihin hasarı hayli kalıcı. Bir şekilde hayatı natal haritalardan okumaya başlayınca, insanın her derde deva bir ilacı oluyor. Bütün ruhi dertlere efektif bir ilaç.

3

Bilmenin bilinmezliğini bilmek, hakiki mükemmelliktir. --Chuang Tzu

Bilmek nedir? Bilmeyi nasıl bilirsin? Bilmek bilinebilir mi?

Bilmenin bilinmeyeceğini bilirsen, hakikate yaklaşmış mı olursun?

Çünkü beni bilen ben miyim? Yoksa beni bildiğinde ben, benden başkasına mı dönüşüyor?

4

Ben sınıf bilinci olan bir erkeğim. Bu şu demek: Ortada bir kavga olduğunda, erkek tarafını anlamaya çalışırım, zihnimi yoran neden onun öyle davrandığı olur.

Evlilik konusunda bir süredir şunu farkettim: Erkeğin kadını (anlaşma olmadan) hasarsız boşaması neredeyse imkansız. Hasarsız derken, maddi hasardan bahsediyorum. Hukuk önünde erkeğin sorumluluğunu yerine getirmediğini isbat etmek kolay, neticede madden ölçülebilir sorumlulukları var. Kadınınkiler böyle değil, hukuk kadına net bir sorumluluk yüklemiyor. Belgelenmiş şekilde aldatmadığı sürece, ispat etmesi hemen hemen imkansız kusurlar. Ne diyeceksin, her gün evi süpürmüyor mu diyeceksin, çok dedikodu yapıyor mu?

Bu durumda da erkeklerin kendi bildikleri hukuk devreye giriyor. Zaten ekseriyeti kendini ifade etmek, hukuki yolla adalet aramak gibi uzun işleri pek sevmez. Ayrıca pek bir umut da yok, kadın boşanmak isterse haklıdır, istemezse de haklıdır diye öntanımlı bir hukuk sistemimiz var.

Bunun sonucu nedir? Erkeklerin kendilerini hapsedilmiş gördüğü evlilikler. Eğer dırdır veya savurganlık bir hukuki sorumluluk yaratmıyorsa, bunu hukukun önüne getirmek imkansızlaşıyor. Ayrıca evin içi, büyük ölçüde kadının iktidar alanı, orada olanın erkek tarafından mahkemeye sunulması ve ispatlanması imkansız. Dava dilekçesine her gün domatesli makarna yapıyordu diye yazsanız bile, bunun için bulacağınız şahit yok. Şahit yoksa, malum, yazılanlar da hikayeden ibaret.

Erkeklerde bunun getirdiği bir yılgınlık var. Zaman zaman patlayan şiddet olaylarının en azından bir kısmının da bununla ilgili olduğunu düşünüyorum. Başka bir tarafı, erkeklerin gayrıresmi olarak birbirini kollaması olarak ortaya çıkıyor, diyelim kadın karakola başvurup şiddet gördüğünü söylüyor ama karısından ikrah etmiş bir polis tarafından umursanmıyor. Erkeklerin birbirini mesela aldatma konusunda suçlamayışı da büyük ölçüde bundan, kadın şiddet gördüğünde 10 erkekten 9'unun içten içe acaba ne yaptı da bunu haketti diye düşünmesi de bundan. Türk toplum yapısında evin içinde kadının bir iktidarı var ve erkekler de buna pek çok durumda ancak pasif agresif direnebiliyor.

Erkeklerin aile hukukuna güveni kalmazsa, kadınların da daha mutlu olacağını sanmam. Erkeklerin net sorumluluklarına karşılık, ya kadınlara da net sorumluluklar verilmeli veyahut kadının maça 5-0 galip başladığı hukuk düzeni düzenlenmeli. Aksi halde bu erkekler neden evlenmiyor? sorusunu sora sora, memleket dev bir huzurevine dönecek.

Şahsen evlilikle münasebetimi maslahatgüzarlık seviyesine indirdiğim ve bundan sonrası için de inşallah öyle yanlışlardan artık uzak duracağım için, beni pek ilgilendirmiyor ama erkek tarafından bakınca durum bu.

5

Kadınlar neden evleniyor? Gördüğüm kadarıyla evlilik pek çoğu için bir basamak bir başarı bir rütbe. Koca pek çokları için, birbirlerine gösteriş yaptıkları bir araç, amaç diğer kadınlar arasında daha muteber olmak. İstisnalar vardır, belki, ancak evlilik dediğimiz kurumun kadınlar için önemi, kocalarından kaynaklanmıyor.

Hayatının ilk yirmi küsur yılında doymamış bir takım maddi açlıklar, nihayetinde çıkıyor. Bunlar evliliğin devamında da kendini gösteren alışkanlıklar. Gösterişin de sonu yok, eğer insanlardan gelecek üç kuruşluk ilginin, parlak bir takım lafların doyurması gereken benliğe sahipseniz, mezardan önce gösteriş merakının sonu gelmeyecektir. Ben şu muhitte oturursam, bana daha iyi bakarlar, şu arabayı kullanırsam daha havalı olur, şu telefonu alırsam, daha ilgi çeker diye uzayıp gider. Gerçi evliliğe de gerek yok, sevgili edinmeyi başaranların kiminde de en ucuz ve bayağı haliyle, sevgilim bana 5000 liralık hediye aldı, kocam olsaydı almazdı gibi hayat felsefelerine evrilen bir konum bu. Gösteriş zindanı.

Bu zindana giren, umudunu dışarıda bırak çünkü asla doymayacaksın.

Nihayetinde o açlık suratlara sirayet ediyor, maymun gibi kararmış bir takım sıfatlar beliriyor. Gösteriş merakından en olmaz taklaların atıldığı, en saçma durumların normalleştirildiği, insanın kendine saygısı kalmayıncaya kadar kıvrandığı durumlar. Gösteriş hastalığı bir defa bünyeyi sardığında, ondan başka hiçbir şeyi anlamı kalmıyor, her şey onun için bir araç, onun yanında hayatın tüm diğer doğruları anlamsız.

Evlilik bu değil, erkeklerin de buna alet olmasına gerek yok.

Yorumlar