/Hayatın anlamı sadece kendisi midir?/

/Evet/ deyince hayatın hiçbir şeyle dolmadığını görecek, hayır deyince peki hayattan önemli olan nedir? sorusunun cevabıyla kıvranacaksın.

Elimizde bir kitap var, elden ele dolaşmış, herkes üstüne bir şeyler çiziktirmiş, örselenmiş, sayfaları yıpranmış ağlayan bir kitap. Benim için hayatın anlamı işte bu kitabın içerdiği emaneti ihya etmek. Bunu tarif etmenin imkanı yok, farkındayım, çünkü kitabı gösteremiyorum. Kitap bir remz.

/Hayatın anlamı sadece kendisidir/ diyenlerle bir araya gelmemizin imkansızlığı bu yüzden. Çünkü hayat bir defa kendisine eşit olunca, onu eğlenceyle yaşamaktan başka bir gaye kalmıyor. Bu gaye de, işte o emanetin ihyası gayesiyle ters.

Hayat inanmak istediğine inanan ve bununla avunanlara kolay. İnsanların pek çoğu, hoşuna giden bir fikri sorgusuz kabul ederken, hoşuna gitmeyeni inceler de inceler. Hoşlarına gidecek yalanı, hoşlarına gitmeyen doğruya tercih etmeleri bundan. Hapsoldukları masal dünyasından çıkmak istemeyişleri de.

/İnsanı anlamak/ da emanetin bir cüzü. Neye inanıyorlar ve neden inanıyorlar? diye sormak ve inançları onları ne hale getiriyor?

/Kördür, sağırdır ve anlattığını duymaz./

Tecelli insanın imanıyla bilgisinin uyuşması. İman ettiğini bilmesi. Kitabın kelimelerini, belki cümlelerini çözebilmesi. Hayatın boyunca bir sayfasını okursan büyük alim olacağın bir kitap bu.