İbn Rüşd'le ilgili BBC'nin bir IOTP bölümünü dinliyordum. İbn Rüşd'ün meşhur olmasında el-Mohad hanedanının akla verdiği önem ve kurucularını Mehdi olarak görmelerinin etkisi de arada anıldı. İbn Rüşd (en azından batılılarca) Kindî ile başlayan İslam Felsefesi'nin son halkası olarak görülür. Ondan sonra o çapta birilerinin çıkmayışının sebebi de, zımnen, fikre o derece müsamaha gösteren bir yönetimin bulunmayışından kaynaklanmış olabilir.

Mezhepler ve kampların doğruya en yakın olduğu için ayakta kaldığına dair bir inancım vardı. Ancak siyasetin doğruluktan daha önemli olduğuna dair fazlasıyla ipucu mevcut. Bugün dört Sünnî mezhep bulunmasının sebebi, Abbasiler devrinde kadıların bu dört ekolden atanma mecburiyeti olmasıydı. Gerçi bu mecburiyeti de, bu dört mezhebin en başarılı dört mezhep olduğuna bağlamak mümkün olabilir ancak günümüzde Zahiriyye'nin veya Mu'tezile'nin artık tekipçisinin olmayışının tek sebebi, bunların tüm görüşlerinin yanlış olması olamaz.

Bir kamp, tanımı itibariyle belli eleştirilemezler etrafında toplanır. Bir yandan Ebu Hanife'nin ne kadar yanlış hükümler verdiğinden bahsedip, bir yandan Hanefi olamazsınız, bir yandan Atatürk'ün politik yanlışlarını sıralayıp, bir yandan Kemalist olamazsınız, bir yandan Marx'ın proleterya diktatörlüğüne karşı çıkıp, bir yandan da Marxist kalamazsınız. Bunları bilseniz de, fazla anmamanız gerekir. Bir kampın DNA'sı, eleştirilemezleri yoluyla aktarılır. Nasıl ki bugün demokrasinin faziletlerine veya bayrağa gerekli hürmeti göstermeden siyasetçi olmak mümkün değildir; bir kampın eleştirilemezlerine hürmet göstermeyen, o kampı yönlendirecek güce asla ulaşamaz.

Bu sebeple fikirlerin tarihi bir ölçüde kampların tarihidir. Kamp DNA'sını yeni nesillere taşıyabildiği sürece yaşar. DNA'sı, yeni şartlarda yaşamasına izin vermediği noktada da zayıflamaya başlar. Tamamen ölmesi biraz zaman alabilir ama neticede tüm kamplar canlılar gibi, bir gün ölümü tadacaktır.