Dün Alan Watts'ın konuşmalarından dinledim. Hepimiz Tanrı'nın kendiyle saklambaç oynamasıyız diyordu.

Kendiyle saklambaç oynayan tanrı bütün felsefesinin özünü oluşturuyor. Tanrı sonsuzluğundan sıkıldığı için olacak, her birimizde ayrı rüyaya dalmaya karar veriyor. Bu rüyalardan bazen erken uyanıyor, kişinin aydınlanması böyle oluyor, çoğundaysa ölene dek bekliyor.

Ramana Maharshi <http://en.wikipedia.org/wiki/Ramana_Maharshi>__ örneğini veriyordu. Gözlerindeki ışığa bakın dediğini hatırlıyorum.

Hakikatin telaffuz edilemezliği konusunda (Maharshi ve Watts'la) benzer düşüncede olduğumuz halde, bu kadar yalınkat bir hakikat tasviri duymak beni ürkütüyor. Kendiyle saklambaç oynayan Tanrı, hayır, bu kadar basit mi? Telaffuz edilemezliğin üstüne, böyle bir ifade, hani telaffuz edilemezdi? dedirtiyor.

Eğer bütün bunlar kendiyle saklambaç oynayan tanrının işiyse, o zaman o tanrı oyun oynamaya ahirette de devam edebilir. Belki aradığınız tanrı, saklambaç oynuyormuş gibi yaparak saklanıyordur.

Buradan bakınca, [[http://www.thesims.com/\ ][/hepimiz Tanrı'nın [Sims] oyunundayız/]] diyenlere ne söylenebilir? Bu insanlar eski dinleri, aptalca buldukları için terkediyor ancak kendi söyledikleri de zamanımızın araçlarına o kadar bağlı ki nasıl daha zekice sayılacağını bilmiyorum.

Adams'ın Otostopçu'nun Galaksi Rehberi'nde yaptığı gibi dünyayı veya tüm kainatı Tanrı'nın bilgisayarı gibi görmek de mümkün. Hatta sıkıldığından insan kılığına girip, saklambaç oynayan Tanrı'dan daha makul geliyor bana. İnsanların uzun süren bir simülasyon olduğunu ve neticesinde bir sonuç üreteceklerini düşünmek, anlamsızlık meselesine de iyi gelir. Çünkü saklambaç bir yandan da anlamsızlığın kabulü demek.

Vehayut kainatın birinin matematik ödevi <http://abstrusegoose.com/549>__ olduğunu da kabul edebiliriz. Falanca fiziksel sabit neden şöyle de, böyle değil? sorularının cevabı da düze çıkar.

Velakin bunların hiçbiri asıl mesele üzerinde hikaye mertebesinden öteye gitmez. Konuyla ilgili eski metinlere burun kıvıranların, uydurdukları yeni hikayeler.

İnsan sınırlı olduğunu, zihninin duvarlarından çıkamadığını, o duvarları aşmasının (şimdiki teknolojiyle) mümkün olmadığını biliyor. İçinde kainat göründüğü gibi değil, bu kadar basit değil sesini duyuyor. Bu sesi bir takım hikayelerle bastırmaya çalışabilir, Ateizm de son tahlilde böyle bir hikaye. Belki bu gayretli hikayeciliğinde başarılı da olur.

Mamafih bu hikayeler, hikaye olmaktan ileri gitmez. Hakikat ise herhalde hikayeden daha fazlasını, kitabımızda salih amel denen fazlasını da bekler. Asıl meselenin bir şeylere inanmak değil, doğru yaşamak olduğunu gözden uzaklaştırmaya çalışan insanın, eşsiz gayretleri.