Andrew Huberman'ın Tim Ferriss'le yaptığı podcast bölümünü dinliyorum.

Bir yere odaklanarak bakmanın vücuttaki stres seviyesini artırdığını, bu sebeple ufak ekranlardan odaklanarak bir şey seyretmenin stres etkisi ürettiğini söylüyor. Stresliyken odaklanmanızı dağıtırsanız da stresiniz hafifliyormuş. Stres altındayken bir şeyler okuyarak, seyrederek değil, boş boş gezerek daha çok rahatlarsınız diyor.

Her gün sabah 10 dakika kadar güneşe çıkmanın göze giren ışık miktarı ile bedene uyanma sinyali verdiğini söylüyor. Bunun ekran ve sair şekilde ikame edilmesi zormuş. Özel ışık panoları olduğunu söylüyorlar, onlar da pahalı olabiliyormuş.

Stresi en kısa sürede azaltmak için iki nefes alıp, uzun tek nefes vermek diye bir yöntemden bahsetti. Burundan normal bir nefes alıp, bırakmadan ikinci bir nefes daha almaya çalışıyorsunuz. Sonra da bu nefesi uzunca veriyorsunuz. İki üç defada bedendeki karbondioksiti en hızlı şekilde temizleyen yollardan biriymiş.

Nefes alışın vermekten uzun olması durumunda kalp atışının hızlanıp stresin arttığını, nefesi daha uzun sürede verdiğinizde de kalp atış hızının yavaşlayıp stresin azaldığını söyledi. Beş saniyede nefes alıp, yedi saniyede vererek heyecanınızı kontrol altına alabilirsiniz.

Bazılarının çabuk uyumak için aldığı melatoninin sadece uykuyla değil, çocuklarda ergenliği bastırmakla da ilgisi olduğunu ve uykuyu düzenlerken başka şeyleri bozma ihtimali olduğundan bahsetti. Bu sebeple önermiyormuş. Kendi aldığı magnesium threonate (magnesium bi glycinate), theanine ve apigenin gibi etken maddelerden bahsetti. Ancak bunların da kalp hastalığı, uyurgezerlik gibi sıkıntıları olanlarda yan etkisi olabiliyormuş. Bu sebeple bunları doktorunuza danışmadan almayın.

🧬

Dünkü yazıda toplumsal organizma dediğim şeyin faşistlerin çok sevdiği toplumun ayakları, beyni, bilmemnesi tarzı bir analojiden farkını anlatmam lazım.

  • Toplumsal organizma doğal şekilde, herkesin kendine en uygun geleni yaptığı bir dünyada ortaya çıkar. Sonradan giydirilme, bir rol dağıtma, falancanın filancadan daha önemli olması, net ve sıkı bir hiyerarşi bulunması gibi özellikleri yok. İnsan vücudundaki hücrelerin biri diğeri üzerinde otorite kurmuyor mesela. Organizmanın, faşist devletten farkı bu, insanların doğal hâlleriyle, kendi istekleriyle, kendi menfaatlerine en uygun şekilde yaşadıkları durumda ortaya çıkması.

  • Bu başı, ayakları, midesi olan bir yapıdan çok, çok hücreli, henüz organları oluşmamış bir yapıya benziyor şu an. Eğer bir gün Wells'in Zaman Makinesi'nin korkuttuğu gibi farklı insan türleri ortaya çıkacak olursa ancak organlardan bahsedebiliriz sanıyorum.

  • Faşist devlet, bu beden analojisini toplumda bir beyin olduğunu ve insanların kendini düşünmesinin ayıp olduğunu söylemek için üretmiş. Ancak ne insanda ne diğer canlılarda beyin tek hücreden oluşmuyor. Faşist devlet genelde lider ve etrafındaki birkaç kişinin istediklerini sınırsızca yapması üzerine kurulu. Bu hiçbir organizmanın başvurduğu bir yöntem değil ve daha çok kansere benziyor.

  • Toplumsal organizmada hücreler net ve sınırlanmış bir role sahip değil. Bir insan hem bir yerde çalışıyor, hem çocuk yetiştiriyor, hem çeşitli politik fikirler taşıyıp bunu etrafına belli ediyor, vs. Organizma dememin sebebi, insanların artık kendi başlarına yaşama imkanının ortadan kalkması. Organizma kendini inşa etmeye bireylerin haklarından daha çok önem veriyor ve kendini evrimleştiriyor. Organizma için en faydalı olanlarımız, bireysel olarak çok faydasız ve beceriksiz olsa da ödüllendiriliyor. Suda yaşayan bir bakteri, insanın bir hücresinden daha özgür ama insan hücreleri toplamda daha önemli bir iş yapıyor.

🌉

Bir arka plan yazısında şunu okudum.

Soru: Dağcılar neden yüksek yerlere çıkarken birbirini bağlar?

Cevap: Daha aklı başında olanların geri dönmelerine engel olmak için.

Kendi aklımızdan emin olmadığımız durumlarda başkalarını da bağlıyoruz ki, kimse yanlış yaptığını düşünüp geri dönmeye kalkmasın.

Kendi aklımızdan ve ahlakımızdan emin olmadığımızda, başkalarına ahlakçılık yapmak bu sebeple daha sevimli görünüyor. Başkalarını bağlarsak bizi yoldan çıkarmalarına mâni oluruz, çünkü biz belki onlardan daha yoldan çıkmaya meyyal insanlarız.

💈

Seni sevdiğimi gösteremiyorum diye ifade edilen bir bahane vardı. Buna kendine yeter görünüyorsun, senin için ne yapabileceğimi bilmiyorum da eklendi.

Bunları seni sevmiyorum ve seni nasıl mutlu edeceğimi çözemedim diye anlıyorum artık. Kırk ikinci yıl aydınlanması.

🗿

“Art is merely the refuge which the ingenious have invented, when they were supplied with food and women, to escape the tediousness of life.” - W. Somerset Maugham

Sanat, yiyecek ve kadın sağlanmış sivri zekalı bireyin hayatın sıkıcılığından kaçmak için icat ettiği bir sığınaktır.

Yiyecek ve kadın sağlanmadan sanat olmuyor mu demek istemiş?

♻️

Şarj tutmayan insanları ne yapmak gerekir?

İnsan ilişkileri de biraz çevrimli, bir iyi, bir kötü oluyorsun, biraz şarj oluyorsun, sonra deşarj. Duygular değişiyor, sonra yeniden doluyor.

Ancak bir yerde bu çevrim sona eriyor çünkü ilişki artık şarj tutmamaya başlıyor. Şarj tutmuyorsa pil bozuktur, miadı dolmuştur, yapacak bir şey yoktur.

[Virgüller] #stres #sanat #ahlak #ilişkiler #toplumsal-organizma #Andrew-Huberman #William-Somerset-Maugham