Eğer maksadın çözmek değil de çözmemek ise mümkün mertebe çözülemeyecek meseleler üzerinde kafa yorarsın. Benim gibi. Yaptığın işin bir faydası olmadığı gibi, bir sorun çözerken beş sorun üreterek yeni çalışma alanları üretme konusunda hayli mümbittir.

Kendimi, daha doğrusu buradaki yazıları böyle görürdüm ama bu faydasızlığın kurumsallaşmış hâline sosyal bilim denildiğini yeni fark ediyorum. Sosyal bilimler eğitiminin temelde asıl meseleleri tali meseleler arasına saklamak olduğunu düşünmeye başladım. İndirgemecilik dedikleri bu, eğer bu sonuca şu şu ... şu sebepler yol açar derseniz sosyal bilimci olursunuz, bu sebeplerin en önemlisi şudur derseniz indirgemeci.

Buradaki mantık şu olsa gerek. Dünya, insanlar ve toplum mekanikleştirilmiş açıklamalar için fazla karmaşık. Sadece bir insanın bir davranışını bile izah etmek için tonlarca sebepten bahsedebilirsiniz. Bunların arasından birini seçmek imkansızdır çünkü hiçbir sebep tek başına bu davranışı izah etmez. Bununla beraber bu usulle bakarsak, dünyayı sadece dünyanın toplamı izah edebilir. Dünya sadece kendinin izahıdır.

Sosyal bilimlerin bugün iki çeşidi görünüyor bana. Birincisi, uygulamalı istatistik. Birtakım veriler toplayıp, bunlardan yarım yamalak sonuçlar üretme bilimi. Sosyal bilimcilerin çoğunun matematik sevmediği için sosyal bilimci olduğunu, bazısının matematik bilmemekle övündüğünü düşünürsek, buradaki istatistik çalışmalarının çoğunun işe yaramadığını, hatta yanlış bilgi olduğunu kabul edebiliriz. Yanlış bilmek bilmemekten kötüdür ama buna bilim deyince sayılmıyor herhalde.

İkincisi, sosyal bilim kendi içinde yöntemler ve bir dil üreterek, bu yöntem ve dille dünyayı ve toplumu izah etmek. Sosyal bilimcilerin dünyayı izah ettiği bu dilleri bilmiyorum, ancak usulün genelde birtakım aksiyomatik kavramlar üretip, dünyanın nasıl da bunların bileşeni olarak izah edilebileceğini anlatmak olduğunu görüyorum. Sosyolojinin belli bir ekolünün dilini öğrendiğinizde, dünyayı o dilde konuşarak izah edebiliyorsunuz mesela. Ancak bu izahın bir doğruluk kriteri yok, ortada bunları karşılaştıracağımız bir zemin yok, bazı izahların diğerlerinden daha doğru olması da mümkün değil. Bir mikyas olmadığında hangi ekolün hangisinden daha doğru olduğuna nasıl karar verirsiniz?

Ortada birden fazla izah varsa, hangisinin daha doğru olduğuna tahminlerinin tutmasıyla karar verilebileceğini düşünürüm. Ancak karmaşık sistemlerde doğru tahmin yapmak hemen hemen imkansız. Fizikçiler Newton sistemini kullanarak Ay'a gidip gelecek bir uzay aracının hangi dakikada hangi noktada olacağının tahminini yapabilir, ancak toplumumuzun on yıl sonra hangi durumda bulunacağı, diyelim ne kadar dindar veya Atatürkçü olacağının tahminini hiçbir sosyolog yapamaz. En iyi ihtimalle birtakım trendlerden bahseder ama bunların da ne anlama geldiği ayrı bir konu zaten.

Ortada tahmin veya güvenilir bilgi olmadığında, ne yaparsınız? Kendinizi mümkün mertebe hendeklerle çevirirsiniz. Bu hendekler bir meslek alışkanlığı hâline gelir. Akademik titr bir hendektir mesela, benim şu mühendis hâlimle sosyoloji hakkında konuşmam abestir. Yaptıkları işin dili başka bir hendektir. Bu dili konuşmayanı dinlemezler. Eleştiriler karşısında sığınacakları ama ortada başka sebepler de var cevabı yine bir hendektir. Etrafınızı hendeklerle çevirir ve bu hendeklerin kariyerinizi korumasını umarsınız. Genelde korur da.

Sosyal bilim denen faaliyet bir bilim faaliyeti değil, deneysel, hesaplanabilir, tahminlerle kontrol edilebilen bir bilim üretilmiyor burada. Bu bir bilgi üretme faaliyeti veya bilgelik faaliyeti. Atasözleri gibi, her zaman istisnası bulunan, ama yaşarken size yol gösterebilecek bir bilgi. Değersiz değil, belki değerli de ancak bilim de değil.

Bunu itiraf etmek istemiyorlar. Bilim deyince bir kesinlik sunmuş, ürettiğiniz bilgiye bir kalite damgası vurmuş oluyorsunuz. Ortada objektif bir şey varmış gibi yapıyorlar, sosyoloji veya psikoloji diye, toplumu veya insanı izah eden tek bir alan varmış gibi. Birileri bunun bilim olmadığını söylerse de ama bilim sadece bu demek değil diyorlar. Güzel taktik.