Demdeme-i Mutallik

Saçma bir iş yaptığını hiç farketti mi acaba? Hiçbir zaman yaptığının manasız ve kendine zarar verecek bir şey olduğunu düşünmemiş olabilir. Bencilliği zaten çocukları düşünmesine engel, emeline ulaşamayınca, bana doğrudan veya dolaylı olarak zarar veremeyince, yazık, iyice gözü dönmüştür herhalde.

Geçenlerde pedagogun kapısının önünde hakkımda söyleniyormuş: Çocukların okulunu bile bilmeyen baba diye. Duyunca güldüm, beni geçen yıl boyu, en ufak meselede uzaklaştırma ile tehdit et, sonra uzaklaştırmayı alıp, beklediğin etki meydana gelmeyince çocukların okulunu bilmemekle suçla. Uzaklaştırma dediğin bu zaten, çocukların okuluna, senin işine, etrafında zer ve zevatın çevresine yaklaşmamak.

Anlaşalım ve sessizce ayrılalım diye 16 Temmuz 2016'dan beri, bir diz çöküp yalvarmadığım kaldı, davayı açtığı sıralarda ayda bir defa mı, iki defa mı beraber yemek yesek, çocuklar bizi arada sırada beraber görse diye düşünüyordum, saflığım, ama hanımefendi, büyük düşündüğü için harala gürele davayı açtı. (Senin kadar büyük düşünemedim aşkım, ben iki küçüğü düşünüyordum hep, umarım salaklığımı affedersin.) Takvim işlemeye başlayınca, benim çocuklar mümkün mertebe az etkilensin diye gayret etmemi, ki kendilerini arabada olsun görebilmek için şehir içinde her gün 100km'ye yakın yol yaptığım oluyordu, onları kullanabilme fırsatı sandı.

Çocukların okul parası ödeniyor ve tüm ihtiyaçları (hemen her gün görüştüğümüz için) karşılanıyorken, mahkemenin çocuklar için kararlaştırdığı, her davanın standardı tedbir nafakasını kendi özel ihtiyaçlarını karşılamak için istedi... Karşısında bir memur olsaydı alabilirdi belki ama maalesef, işsiz güçsüz, bir baltaya sap olamamış biri olduğum için, gönderdiği icra da pek işe yaramadı. İlk iki ay, nezaketen, mahkeme karşısında zor duruma düşmeyelim ve anlaşma niyeti olursa madden üzmeyelim diye ödediğimiz bu nafakadan sonraki aylarda rızam olmadan, 350 lira kadar alabildi. İcraat o kadar yani.

Çocukları benden uzaklaştırmak (ve sanırım beni bu şekilde yola getirmek için) okullarını da değiştirdi, ben hem kendisine, hem de duruşmada çocukların okul paralarını birilerine ödetmeye devam edeyim, aynı okula devam etsinler dedim ama hanımefendi devlet çocukları bana verdi, ben ne istersem yaparım diyerek, çocukları başka (ve daha ucuz) bir okula aldı. Eh, güzel, tabii ki devletin sana verdiği çocuklarla istediğini yaparsın ama ben o girdiğin borçta sana yardım eder miyim? Edemem, çünkü, malum, işsiz güçsüz, bir baltaya sap olamamış biriyim. Başkasından borç alıp nafaka ödeyeceğime, sevgili ex, sana olan bu borcumu ödememeyi tercih ettim. Ne kadar gani gönüllü olduğunu bildiğimden, umarım lafı olmaz aramızda.

Neyse de, alamadığı nafakalar için icra ceza davası açtı: İlk duruşma 31 Ocak'ta. Karar muhtemelen Nisan gibi çıkar, hapse girmem 2020'yi bulur ama etrafımı hapse girebileceğime ikna edemedim. 3600 lira için hapse girilir mi, sorusuna, elime Proust'un 6 ciltlik kitabını alıp, bari şunlar bitinceye kadar yatayım dedim ama olmadı. Etraftakilerin o parayı ödeyip, beni çıkarmaları garanti ama ben de bu kifayetsiz muhteris, çocuklarının iyiliğinden önce kendi havasını düşünen hanımefendiye yaptıklarından sonra bir kuruş dahi harcama özgürlüğü sağlamak istemiyorum.

Gonçarov'la Kafka bir araya gelmişler de roman yazmışlar gibi duruyor.

Aklıma gelen tek çözüm şu: Ben gidiyorum sevgili okur. Cehennemin dibine mi giderim, Hollanda'ya mı, İngiltere'ye mi bilmem ama gidiyorum. Aralık sonu, Ocak başı, belki biraz daha geç, belki biraz daha erken ama bu işin başka çözümü yok gibi duruyor. Tepemde Demokles'in kılıcı gibi sallanıp duran saçma davalarla ömür tüketmeye niyetim yok. Muhatabım da muhtemelen psikiyatrik bir kişilik bozukluğu altında ve (tahminen) paranoid şizofreni başlangıcında olduğundan, ve bu durumu da bu aşamada tıbben ve hukuken ispatlamak imkansız olduğundan, öeh, bir de onunla mı uğraşacağım? İntihar ederse veya yatırırlarsa herhalde haberim olur.

En son avukatımı bir belge istemek için aramış. Belge de benim işsizlik belgem mi, sigorta belgem mi ne. Dava dilekçesinde (safi yalan) 10-20 evi, (yıllık değil, aylık) 40.000 TL geliri olduğundan bahsettiğin adamın, bir sene sonra işsiz güçsüz olduğuna dair belge isteyip, bununla devletten özel okul yardımı almak da müthiş bir ahlaki beceri örneği ama neyse... Avukatım da anlaşma lehine konuşmuş, anlaşırsanız taraflar kazanır, anlaşmazsanız avukatlar kazanır demiş, anlaşmaya teşvik edici şeyler söylemiş ve nihayetinde hanımefendi ben anlaşmak için aramadım diyip, avukatımı da WhatsApp'tan bloklamış. Beraberce güldük, ne bu ya, çocuk gibi diye ama işte, devlet çocukları ona vermiş, yetişkin sayıyor.

Bana çocukları soruyorlar, onlar nasıl olacak, ne yapacaklar, diye. Şu an ayda, Yüce Türk Hukuku'nun bahşettiği 66 saat görme hakkım var, bunun takriben 16 saati uykuda geçiyor ve kalan 50 saat için de bu tatavayı çekmenin gerekli olduğuna ikna edecek kimseyi görmedim. Yani, hanımefendinin uzaklaştırma hakkı var, dava açıp her iftirayı ve saçma iddiayı yazmaya hakkı var, hayatta beş defa selamlaştığım iş arkadaşlarını hakimin karşısında ben onların çok yakın arkadaşıydım, hep görüşürdük diye yalan söyletme hakkı var, anneme sövüp kavga çıkarma hakkı var, bari her akşam arayayım diye verdiğim telefonu çocuklarımın elinden alma hakkı var ve boşanma davası bittikten sonra da, çocuklar üzerinden beni taciz etmeye, onları kullanarak maddi menfaat temin etmeye hakkı var... Ama benim bunlara karşı durma hakkım yok. Çünkü devlet çocukları ona vermiş.

Çocuklar umarım bir gün anlar. Annelerinin onları değil, bencilce kendini düşündüğü için anlaşmadığını, sırf inadından ve hasedinden, alıp alamayacağı belirsiz üç kuruş için senelerce süründürdüğünü, çocuklukları madden ve manen rahat geçebilecekken, akrebin akrepliğini yapmasından dolayı sıkıntı çektiklerinin farkına varır. Varmazsa da ne yapabilirim? Neticede babam onlar kadarken öldü ve bunun için kimseye şikayetlenme hakkım da yoktu. Onlarınki en azından uzakta da olsa yaşıyor olacak, inşallah.

Ahlaken bu nafaka mevzuunu düşündüm. Çocukları hakkımda fitleyip duran ve ayağına taş değse benden bilip çocuklara da böyle anlatan birine, ayda bilmemkaç lira verip, 66 saat görmeye hakkım olması ne adil, ne de ahlaki. Çocuklar onun değil, benim de değil, çocuklar emanet, ben elimden geleni yaparım, o da yapar ama ben onlar için ne yapacağıma kendim karar veririm, onlar için harcanacak parayı da doğrudan kendim harcarım. Mahkemeler çocuklar için babaları tarafından doğrudan yapılan harcamayı nafakadan saymıyorsa, bu onların bileceği iş ama ben elimden geleni doğrudan yapmışken, nafaka ödememekte ahlaken herhangi bir mesele görmüyorum. Neticede çocukların okullarını ödeyelim demiş miyim, demişim, anlaşmak isterken çocukların tüm masraflarını üstlenirim demiş miyim, demişim, mahkeme teklifimi kabul etmemiş de daha az bir ücreti bana nafaka yazmış mı, yazmış. Bundan sonrası mahkemenin sorumluluğu. Mahkeme teorik olarak çocukları düşünüyor ama ufku öğretmenler odasından ileri geçmeyen birinin eline tüm yetkileri veriyorsa ve elimden gelen bir şey yoksa, teşekkür ederim, ben bu oyunu oynamam, ahlaken de sorumlu hissetmem. Çocukların okul parasını ödemem bekleniyorsa, hangi okula gittiklerine karar verme hakkım da olmalı, hastalandıklarında hastane ücretlerini ben karşılayacaksam, hangi hastaneye gideceklerine de ben karar verebilmeliyim, vs.

Bu kadına rızamla para vermem, çocuklar namına dahi olsa ona paramı harcama keyfini rızamla yaşatmam, alabiliyorsa o alır ve gördüğüm kadarıyla pek alamıyor.

Bu konuyu artık gündemimden düşüreceğim için mutluyum. Benim için son duruşma 22 Kasım'da, orada gelen tanığa gelip evimde yediniz içtiniz, sonra arkamdan şu şu hakaretleri neden ettiniz, ben bunları hakedecek ne yaptım? diye sorduktan sonra, bu yazdıklarımın bir özetini hakime anlatıp, çocuklar için hukuken eşit görüşme süresi istiyorum ve nafaka yerine, onların ihtiyaçlarını doğrudan karşılamak istiyorum diyeceğim. Büyük ihtimalle kabul edilmeyecek ve ben taleplerimi resmi belgeye yazdırmış ve on sene sonra çocuklarıma gösterebilecek halde, çıkıp gideceğim. Sorumlusu önce çocukları için anlaşmayan anneleri, sonra bu imtiyazları kendisine veren Yüce Türk Hukukudur.

Efendim manevi olarak çocukların yanlarında bulunmam lazımmış, geçen sene öyle bir şeyler diyordu. Evet, bence de yanlarında bulunmam lazım ama ayda 66 saat için, antidepresanı az gelince sövmeye başlayıp, kavga çıkarıp, uzaklaştırma alacak birini pışpışlamak benim işim değil. Zaten bundan sonrası onun için daimi bir pişmanlık ve darlık. Ben iyi oldukça ve o kötü oldukça bana sardıracak, onun için de bir daha iftirayla ve sövgüyle bulaşma cesaretini kıracak, hayatı boyunca unutamayacağı bir ders alması gerekiyordu. Ceremesini çocuklar çekmese iyiydi ama what may I do sometimes?

Bana istediği parayı ver, kurtul diyenler oluyor. Muhtemelen kendisi de benim bu saçma davalardan sıkılıp, istediği haracı vereceğimi düşünüyordu. Büyük düşünmek dediği buydu ve etrafındakilere anlattığı sünepe E. imgesi de böyle yapardı. Allah var, sıkıldığım doğru, sonunda ne bana, ne başkasına faydası olan davalar bunlar velakin sıkılmanın sonucu haraç verip kurtulmak değil, hele başkasının emanet parasından bu muhterise ödeme yapmak hiç değil. Hesap edemediği şuydu: Dünya geniş ve beni Türkiye'ye bağlayan sadece iki ufaklık. Onları rehin almayı düşünürken, bunun ters tepebileceğini de hesap etmesi gerekiyordu. Onlarla doğrudan, eşit süreli bir ilişki kuramayacaksam, herhangi bir para vermemin de manası yok. Neticede davaların sonunda çıkacak bir bedel var ve bu muhtemelen avukata ödeyeceği ücretten bile az olacak. Keşke hayat avukat bürosunda yapılan hesapları mahkemede şaşırtmasaydı.

Nasılsa bu davalar bir gün bitecek. O gün geldiğinde, alacakları yüksek yüksek tazminat, bölüşecekleri gani gani mal ve ödetemedikleri yaldır yaldır nafaka için zatışahaneyi Nijmegen 3. İcra'ya beklerim.