Uyumamak açlıktan daha kısa sürede öldürür diye bir şey dinledim bugün Dave Asprey'in Fast This Way kitabında. Kendi önem sıralamam da bir süredir böyle. Önce uyku, sonra yemek.

Gençken annanemle beraber yaşardım ve sabahlara kadar bilgisayar başında oturmamı istemezdi. Ben de o zamanlar az uyumak ve çok daha verimli olmak gibi hayalleri olan bir gençtim. Verimli olmak değil de, sabaha kadar oyun oynamak. Şimdi çocuklarımda aynı davranışları gözleince bir tuhaf hissediyorum. Böyle anlıyoruz bizden öncekileri.

Uyku rasyonel açıdan bakıldığında hayli anlamsız. Gününün üçte birini bomboş geçiriyorsun. Ölü gibi. Ölüm gibi bir şey oluyor ama sabaha uyanıyorsun. Uyanınca genelde daha iyi oluyor. Benim sabahki iradem, yazarlığım, yazılımcılığım, düşünce dikkatim daha iyi. Bu yazıları akşam yazarsam cümlelerin bazısının nereye doğru gideceği belli olmuyor. Sabahları düzeltirsem yazı da daha muntazam oluyor.

Hayatının yarısını kendini idame etmek için geçiriyorsun. Uyku yemek ve saire. Pazarlık şansın aslında yok. Uykuyla pazarlık etmeye çalışırsan ölümün seni daha erken yakalamayacağını bilmiyorsun mesela. Dört saat uyursan uyanık kaldığın zamanda daha çok ve daha doğru işler yaptığını bilmiyorsun. Hayat bu sebeple daima kazıklanıyormuş hissi veriyor.