Geçenlerde bir sebeple sorulmadan verilmiş tavsiyelerin beni rahatsız etmesinin sebebini düşündüm.

Beni dinlemeden, dünyayı aynı şekilde yaşamadığımız halde tavsiye veren kimselere genelde hehe diyorum. Yaş ilerledikçe dinlemeye tahammülümün azaldığını farkettim. Herkesten bir şey öğrenilir demek için artık yeterince ömrüm var mı?

Neden sana faydası olsun diye verilen tavsiyeleri dinlemiyorsun? Belli ki seni seviyorlar ve düzeltmek istiyorlar.

Bunu düşündüm düşündüm ve itiraf ettim ki tavsiye verenin benden daha iyi olduğuna inanmıyorsam, söylediklerini ciddiye almıyorum. Medice, cura te ipsum.

Bu yazıyı mesela Karaköy iskelesinin üstündeki kitapçıda yazıyorum. Boğaz serin esiyor. Dışarıdayım. Biri gelip öksüre öksüre gelip bana burada hasta olacağımı söylerse ciddiye almam. Önce git soğuk suyun altında beş dakika dur, sonra benim nasıl daha iyi olacağıma karar verirsin.

Bunun kibir olduğunu söyleyebilirsiniz. Ben de insanların lüzumsuz tavsiyelerine karşı bir korunma mekanizması olduğunu söylerim. Kırk yaşın farkı herhalde bu, insanların söylediklerinin, anlattıklarının çoğunun uydurma olduğunu farkediyorsunuz. Disillusionment. Önceden de toplumla pek barışık bir insan değildim ama kendi yolumu çizerken daha kararlı olmaya son senelerde başladım.

Kimin tavsiyelerine inanırsın? Mutluluk konusunda mesela benden daha mutlu birinin tavsiyelerine inanırım. Yazılım konusunda benden daha iyi bilen birilerinin. Düşünce konusunda benden daha net düşünen, iş konusunda benim sosyal durumuma benzer ve benimle aynı önceliklere sahip insanların. Hayatın benimle benzemeyen, aynı önceliklere sahip olmadığımız insanların istenmeyen tavsiyelerine bakıp kendimi ölçeceğim safhasını geçmiş olduğuma inanıyorum.