Soğuk suya kendin girmekle, başkasının seni suya atması arasındaki farkı idrak ediyorum. İnsanın en önemli ihtiyaçlarından birinin kendi hayatını kontrol edebildiğine inanmak olduğunu anladığım bir tecrübe yaşadım.

Kontrol bu. Sabahları soğuk suya kendin girmekle, birinin tependen aşağı su boşaltması. Kendin saatlerce yürüyüşe çıkmakla, otobüs gelmediği için yürümek zorunda kalmak. Dört gün oruç tutmakla, yiyecek bir şey bulamadığın için dört gün aç kalmak. Dümdüz bir tahtanın üstünde kendi tercihinle uyumakla, uyuyacak bir yatak bulamadığın için mecburen yerde yatmak.

Dışarıdan bakınca ikisi de aynı ama biri başarı iken, diğeri sefalet. İnsanın özgür iradesi de sefalet durumunu başarıya, işte bu benim tercihim demeye çeviren bir anlatıcı. Bunu yapabiliyorsak, yani, başımıza gelenlerin kendi irademiz içinde gelişen olaylar olduğuna inanıyorsak mutlu oluyoruz. Aynı olay irademiz dışında gerçekleşince mutsuz. İrade dediğimiz dünyayı kontrol edebiliyorum fikrine inandıran bir araç. Ne kadar doğru söylüyor, yani, iradem gerçekte ne kadar var, bilemiyoruz.