Just Listen, (Sadece Dinle) kitabını biraz daha dinledim. Sadece dinlemek işe yaramıyor, aklımda kalmıyor. Not alayım istiyorum.

Adam demiş ki biriyle konuşmaya başlamadan önce hepimizin normalde elinde tuttuğu kalkanları indirmelisiniz. Seni dinleyecek kadar güvenmeden konuşmanın faydası yok, belki zararı var.

Bunun da en kolay yolu "nasılsın?" demekten geçiyor. Sonrasında da karşındaki adam öfkeliyse mesela, öfkeli görünüyorsun veya mutluysa mutlu görünüyorsun diye devam edebilirsin. Karşındaki de bir cevap verecektir. Bir defa anlaşılmaya başladığını hissettiğinde kalkanları indirir, kendini anlatmaya başlar. Onu dinledikçe ve anladıkça daha çok anlatır. Sen de anlatacaklarını onun söyledikleri üzerine bina edersin.

Bunu yapacak kadar aklının başında olması lazım tabii. İki tarafın da öfkeli olduğu, kontrolünü kaybettiği durumlarda nasıl olur bilemiyorum. Onlar genelde bir şekilde kafa göz yarmadan, kalp kırmadan bitmiyor.

Zamanında insanları ikna edebilmek için ikna olabileceğini hissettirmek lazım diye düşünmüştüm. Hissettirmek için de tabii ikna olabilmek. Kendi gündemini birinin kafasından aşağı boca edersen, karşındakini ikna etmiş olmazsın. Boşa giden konuşmalar.

İknanın eposta gibi tek yönlü iletişimde değil, diyalogla mümkün olduğu da buradan aşikar. Nasıl olduğunu merak etmediğin insanı da ikna etmeye çalışmamak lazım belki. Önce bir merak et, bakalım merakını nasıl tatmin edeceksin?

İnsanları öğrenmeyi seviyorum. Merak ederim. Zorluk merak etmekten değil, merak ettikten sonra ikna edecek bir konunun genelde olmayışından kaynaklı. Benimki de biraz merak hovardalığı.

Neye ikna edeyim? Kendime mi? Kendine mi?