Geçenlerde Twitter'da birden fazla insanın bugünü aslında cuma sanıyordum dediğini gördüm. Normal şartlar altında bunun önemli bir tarafı olmaz, ben de zaman zaman herhangi bir günü herhangi bir gün sanabiliyorum.

Bir iki başka tweet vardı, Ebu Hanife'nin ramazanda her gün bir hatim indirdiğinin rivayet edildiğini ve bunun pek muhtemel olmadığını izah eden ve Gazali'nin ölümünü bilip, abdest alıp, namaz kılıp, kıbleye doğru dönüp ruhunu teslim ettiğini söyleyen rivayetlerin uydurma olduğunu söyleyen başkaları.

Sabah da falımda Allah bir ok misali uçan rüzgar gibidir çıktı. Zaman onun elindedir ve düşünce gökyüzüne doğru atılmış bir ok gibidir.

Bunların hepsinde zamanı bilmiyoruz ve her şey ne kadar da zamana bağlı diye düşündüm. Zamanı mutlak kabul ediyorsanız, olmuş, bitmiş, yaşanmış ve tek bir boyutta tek bir yöne akan bir şey gibi görüyorsanız, dünyayı algılamanız da ona göre şekilleniyor.

Ben zamanın da Allah'ın elinde simüle edildiğine inanırım. Buna inanınca her şeye inanabilirsiniz. Bugünü cuma sanıyordum diyeni görünce cuma günü hayatını etkileyen bir şey olmuş, olmaması için dua etmişsin ve Allah duanı kabul etmiş diye düşünebiliyorum. Ebu Hanife'nin her gün hatim indirdiğine veya Gazali'nin ölümünü bildiğine inanabiliyorum. Düşüncenin kainatı yarattığına -- Alah'ın bizim vasıtamızla gördüğü ve duyduğu gibi bizim vasıtamızla düşündüğüne inanabiliyorum. Zamanın sadece tek bir boyutta tek bir yöne değil, dallı budaklı, neredeyse herkes için farklı aktığına inanabiliyorum. Bu farklı zaman akışları ortak bir zamanda buluşuyor veya buluşmuyor -- Bazıları bazılarıyla daha yakın zamanlarda yaşıyor ve bazıları birbiriyle alakasız.

Ben bütün bunların ardındaki hakikatin ortak olduğundan, ortada insan araçlarıyla bilinebilir bir hakikat olduğundan artık emin değilim. Olduğun şey olduğunda hakikate hizmet ediyorsun ve o da en uygun şekilde cereyan ediyor. Düşündüklerin, söylediklerin, eylediklerin hepsinin toplamı kainatın düşündüğü, söylediği, eylediği şeylere dönüşüyor.

O zaman neden her istediğime kavuşamıyorum, düşündüklerimin hepsi gerçek olmuyor ve söylediklerimin önemli kısmı zandan ibaret? İnsan olmanın imtihanı bu zaten, bir yandan bazı istediklerinin gerçekleştiğini görüyorsun, hayatına zaman zaman ilahi müdahalelerde bulunuluyor ve bazı zamanlar hemen hiçbir şey olmuyor. Beklemek zorunda kalıyorsun, acı çekmek, zorlanmak, bütün bunların anlamı nedir ve hayat ne zaman değişecek diye sormak. Bunların insani bir cevabı yok, hayatın neden varolduğunu ve dünyanın neden bu kadar kötülükle dolu olduğunu da bilmiyoruz. Ancak eğer zaman mutlak değilse ve olan olduğu şekliyle Allah'ın takdiri ise, bizim de bu işin sonu hayra çıkıyor demekten başka çaremiz olmuyor. İnsan imtihanı.

Bunlara inanabilince satıp savıp dünyayı terketmek gerekmez mi? Neden yaşamaya çalışalım madem anlam bütün bunların arasında değil? İrademiz yok, tüm bilgimizin üzerinde durduğu zaman elimizde değilse neden öğrenmeye çalışalım?

İnsanın dünyayla kurduğu irtibatın gerisindeki anlamın bu dünyada olmayışı, dünya oyununu hakkıyla oynamaya engel değil. Satranç oynarken oyunun kurallarını öğrenmeye ve daha iyi oynamaya çalışıyoruz, hayatın kendisi de doğru ve iyi oynanmayı hakeden bir oyun olabilir. Bir oyunun özünde anlamının olmayışı, kurallarının öğrenilmeyi haketmediği anlamına gelmez.

Oyunu hakkıyla oynamak da, oynamıyormuş gibi görünüp oynamak da, oyunu bırakıp çıkmak da oyuna dahil. Oyunu oynamaman, yaşamaman mümkün değil. O halde nasıl oynanması gerekiyorsa o şekilde oynamak en iyisi değil mi?