Buraya yazdım mı bilmiyorum. Ağustos başında İstanbul içinde Tophane'ye taşındım. Sabahları kalkınca Karaköy'e kadar civarda yarım saat kadar yürüyorum. Bir yerde kahve içerken de bunları yazıyorum. O civarda siyah mekanik klavyeyle telefonuna tıkır tıkır yazan biri görürseniz benimdir.

Buraya bir olamayışlar serisi başlamayı düşünüyorum. Gün içinde istediğim ama yapamadığım şeyleri yazayım. Sonradan bunların ne kadarının gerçekten gerekli, ne kadarının gerçekten gereksiz olduğuna bakarım. Serinin adının ne olabileceğine (henüz) karar veremedim. Yıkılmalar falan mı yapsam. Hayalkırıklıkları. İstedim de olmadı. Yapamadıklarım. Olamadıklarım. Bu iyi duruyor. Olamadıklarım. İlk maddesi seriye uygun bir isim bulamadım olur.

İnsanların kendi reklamını yapmak zorunda olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ben de bu insanlardan biriyim ama burayı reklam amacıyla kullanmıyorum. Benimki bir nevi antireklam olsun. Neydim, ne olamadım. Ne yiyemedim. Ne yapamadım. Neyi yazamadım. Hangi meseleyi çözemedim. Neyi hissedemedim.

Özleyemiyorum mesela. Dün bir arkadaş beni özledin mi diye sordu. Bunu bir ay kadar önce soran başka bir arkadaşa bana psikolojik şiddet uyguladığını düşünüyorum demiştim. Bu sefer böyle uzun uzun anlatmadım. Yalnız kalmak istediğim zamanlardayım dedim. Yalnız kalmaktan da sıkılıncaya kadar, yalnız kalamayıncaya kadar yalnız kalmak istediğim zamanlardayım.

Aslında özlediğim biri var ama ona da özlediğimi söyleyemedim. Ona duyulan özlem yanında o kadar çok travma hatırasını da getiriyor ki, özlemesem daha iyi olacağına karar verdim. Karar vermekle özlememek arasında doğrudan bir ilişki olmadığı için, özlemeye devam ediyorum ama nasılsa travmaya yol açacak pek çok yaranın kabuğuna dokunmamak için öyle dursun istiyorum.

Ben kimseye beni özledin mi diye soramadım.

Serinin adını madım koyayım. YapaMADIM. OlaMADIM. SoraMADIM. ArayaMADIM. Hepsini kapsayan bir madım günlüğü.

Dijital bahçenin MADIMakı.

Başka ne madım?

UyuyaMADIM. Akşamları uyutsun diye ballı süt içmeye başladım. Dün bir kere içtim yani. Normalde bilhassa şeker cinsi karbonhidrat yemeyen biri için hayli önemli bir atılım. Bunun değişikliğin sebebi de geçen hafta başı üç gün süren hastalığım. Nihai olarak uykusuzluktan kaynaklandığını düşünüyorum. Yorulunca hasta oluyorum. Yorulunca çalışamıyorum. Yorulunca uyuyamıyorum bir de.

Sütün buna yardımcı olacağını düşünmüştüm ama yine de uyuyaMADIM. Hatta kahve de içmediğim halde bir enerji patlamasına eşlik eden üzüntü ile saatlerce ˜˜yatakta˜˜ katafalkımda yatıp kaldım. Normalde aldığım soğuk duşu da yorgunum, hemen uyurum, uykum kaçmasın diye almamıştım. İkinci saatin ortalarında kalkıp onu da ikame etmem gerekti. Soğuk duşun ikamesi.

Bu yazılar da o zaman aklıma geldi. Bir şeyler yazmam lazım ama ekrana bakmak da istemiyorum çünkü uykum kaçacak. Kindle ekranlı tabletim var. Ona yazdım. Gece ikibuçukta katafalkına oturmuş elindeki tablete bir şeyler çiziktiren adam.

Uykum kaçmasın diye ışık da yakmıyorum. Güneş battıktan sonra içine tealight koyduğum bir fenerim var. Onunla geziyorum ortalıkta.

Uykum kaçmasın. Her şeyi uykusu kaçmasın diye yapan ama neticede yine uyuyamayan kaç kişi vardır bilemiyorum. Ballı süt güzel ama yardımcı olmadı.

Gece olduğunda vaktinde uyuyabilmek benim için süper yetenek olabilir. Erken kalkıp koşmak da öyle mesela. Her gün çalışabilmek. İnsanlarla sıkılmadan saatlerce oturabilmek. İnsanları özleyebilmek.

Düzenli yaşayan biri olaMADIM.

Bunları bir nevi kendimi affetmek için yazıyorum. Elimden affetmenin ancak bu kadarı, kendini ortalıkta döven ve bu sayede bir miktar bedel ödemiş biri gibi duran versiyonu olmak geliyor. Kendini affeden, kendiyle arası rahat, olacağı şeyi olduğu için, ki zaten hepimiz olacağımız şeyi olmuşuz, neyin mücadelesindeyiz, değil mi, olacağı şey olduğu halde olmadıklarının peşini bırakan biri olaMADIM diye yazarak, onların rahatsızlığını hafifletebilirim. Tam olaMADIM ama hayatın da pek umurunda değil neyi olamadığım zaten.

Ayrıca kısa cümleler kurarak kendimi anlatabileceğime hala inanaMADIM.