Birkaç gündür Tom Holland'ın kitabında altını çizdiğim yerleri yeniden okudum. Anlattığı konulara başka yerlerden yeniden baktım. San'a elyazmaları maddesini okuyunca farklar o kadar da önemli değil hissi edindim. Kitabı okurken panik duygusu hatırlıyorum. Diğer mevzuları, Muaviye b. Ebu Süfyan'ın adının geçtiği kitabeyi ile ilgili maddeyi de yeniden okudum.

Hammat Gader

Beni bu gibi konularda asıl zorlayanın Erken İslam Tarihçiliği'nin bizde tarihçilikten başka her şeye benzemesi olduğunu farkettim. Müsteşriklerin en iddialıları arasında bile Hz. Peygamber'in oralarda bir yerde yaşadığı ve yaptığı davetin Kur'an-ı Kerim'de bulunduğu bilgisini ortadan kaldıracak bir intiba edinmedim. Yani bu kitap derlemedir diyenler bile 637'de Kudüs'ün önündeki İslam ordularını inkar edemiyor. Hz. Peygamber 634'te hala yaşıyordu veya tarihte Mekke diye bir şehir yok tarzında iddialar da konunun aslına dair değil. Bir yerde bütün bu iddiaların önemli hale gelmesinin sebebi de İslam tarihçiliğinin zayıflığı. Bizdeki tarihçilik anlayışı eskilerin yazdıklarını tekrar özetleyip yeniden basmaktan ibaret. Müsteşrik de diyor ki, Kur'an-ı Kerim Emeviler (Abdülmelik b. Mervan) devrinde, hadis ve siyer de Abbasiler devrinde siyasi gayelerle oluşturuldu ve peygamberin gerçekte nerede yaşayıp, nasıl bir hayat geçirdiğiyle ilgili bilgiler sınırlır. (Ben de dahil) biz buna, sadece kendi kaynaklarına inanıyorlar, bizim kaynaklarımıza, hadis külliyatına itibar etmiyorlar ve bu yüzden ciddiye alacak bir durum yok diye bakıyoruz. Bununla beraber çok basit, temel mevzularda bile kaynak göstermeye geldiğinde elimizdeki kaynaklar hicri 2. yüzyıldan başlıyor. Adam tarihte Mekke diye anılan bir şehir yok diyor mesela, biz de vay gavur, böyle laf mı edilir şerefsiz diye cevap veriyoruz. Bu kadar insanın kıblesine böyle laf edilir mi?

Nihayetinde tuhaf bir tartışma var. Bu gibi tartışmalar seyredenleri ikna etmek için yapılır. Amaç iki tarafın birbirini ikna etmesi veya hakikate ulaşmak değil, bir tarafın kendini daha sağlam delillerle sunabilmesi ve seyredenleri ikna edebilmesi. Karşı tarafın azılı kafir olması nihayetinde değiştirilebilecek bir parametre değil. Ama bizim onların söylediklerine makul, mantıklı cevaplar verip, veremediğimiz yerde de hasar kontrolü yapabilmemiz gerekir.

Hasar kontrolü şu: Misal Kur'an-ı Kerim'i bir harfi bile değişmemiş diye anlatıyoruz. Herhangi bir şekilde bu kitabın tarihi bir metin olarak ele alınmasını savunmak küfre götürüyor. San'a elyazmaları ortaya çıkınca, aradaki kelime farkları bizi rahatsız ediyor. Metnin kendisine değil, işaret ettiğine bakmayı öğrenmek, metnin Allah'tan olmasının içindeki harfle değil mesajla ilgili olduğunu söylemek bizi falanca yerde bulunan el yazmaları dinimizi yıkar mı sorusundan vareste kılardı. Kim nerede ne buluyor, Kur'an'ı kaçıncı yüzyılda nereye tarihliyor veya Hz. Peygamber'in hayatıyla ilgili gelen farklı bilgiler ne diyor çok önemli olmazdı.

Ancak bu bizi dini düşünce dediğimiz konfordan uzaklaştırırdı tabii. Kendimizi, egomuzu Allah'ın sözüyle tahkim ettiğimiz bu anlayışı sürdürmek için bizim bir harfi bile değişmemiş kitaba ihtiyacımız var. Bu sayede tartışmalarımızı dünyevi mantık ve maslahat gibi harcıalem araçlarla değil, Allah'ın kitabı gibi kesin çözüm araçlarla yapıyoruz.

Zamanında yeryüzünde Allah'ın önünde eğilmeyen baş kalmayıncaya kadar cihad fikrinin heyecanını hissetmiş, buna hala duygusal bağı bulunan biriyim. Allah'ın kitabını entelektüel ringe çıkardığımızda nasıl avantajlı olduğunu iyi biliyorum. Bununla beraber bizim bugünkü üslubumuzun ve söylem tembelliğimizin sonu İslam'ın yeni nesillere aktarılabilir olmaktan çıkması. Sonunda yaşayış olarak yalınkat bir sekülerizme, inanç olarak da basit bir Deizm'e kapılıp kaybolacaksak, bugün neye ne şiddetle inanıyor olduğumuzun, hangi sloganları aşkla tekrar ettiğimizin bir önemi kalmaz.

Belki zaman tarihin tam da bizim inandığımız, bildiğimiz şekliyle gerçekleştiğine dair türlü deliller ortaya çıkaracak. Belki Hz. Osman'ın mushaflarından biri tam olarak tarihlenmiş şekilde bir yerlerde karşımıza çıkacak. Belki Hz. Peygamber'in hayatıyla ilgili tam da anlatıldığı hali destekleyen delillerimiz olacak. İçimde bunun temennisi yaşıyor.

Bununla beraber artık hesabımı müsteşriklerin doğru olabileceğine göre yapıyorum. İnançlarımı da bunlar doğru olsa bile değişmeyecek şekilde inşa etmeye çalışıyorum. Müslümanca yaşamakla ilgili bir meselem yok, bunun pek çok alternatifine nazaran (mükemmel olmasa da) en iyi yaşam tarzı olduğuna inanıyorum. Bu yaşam tarzının kaynaklarının, Emevi hanedanının siyasi arzuları, Hz. Peygamber'in sünneti veya Abbasilerin sarayında danışmanlık yapan eski Zerdüşti veya Yahudi alimleri olması bile beni o kadar etkilemiyor. Bununla beraber eğer bu yaşam tarzının altındaki söylem zayıflamaya devam ederse yaşamak zorlaşır. Bizim asıl gayemizin söylemimize Allah'tan destek alıp birilerini dövmeye çalışmak yerine elimizdeki kaynaklar vasıtasıyla nasıl daha iyi yaşarız? sorusunun cevabını verebilmek olması lazım.