Rüzgar esiyor. Dolunay denizden yükseldi. Bir tekne karanlığıyla ayın ışıklı gölgesinde ilerliyor. Ben de karşılarında cennet hakkında düşünüyorum.

Bugün oğlum tatil için kaldığımız yerde bir yıl kalmanın ne kadar tutacağını sordu. Sonra da sıkıcı olur ya dedi. Sıkıcı olur, evet. İnsan hayatı tatili, ortada bir aktivite varsa ona ara vermek için bulmuş. Hayatın tatil gibi olursa, bunun da devamlı çalışmaktan bir farkı olmaz tahmin ediyorum.

Şimdilerde tabii kimse boş kalmıyor. Daimi bir sosyal bir medya akışı, beğeni toplamaya çalıştığımız insanlar ve faydasız işlerin çokluğu hayatı tatil gibi yaşarken bile boş kalmanızı engelleyebilir. Gerçekten boş kalmak, gerçekten çalışmak kadar zor. Bu boş işlerin de nihayetinde sıkıcı olacağını düşünüyorum ama o benim kuruntum muhtemelen. İnsan milletinin bazı mensupları hayatlarını ebedi sünen bir boşlukla doldursalar da şikayet etmiyorlar.

Bu sıkıcı olur fikrim ölüm sonrası için düşündüklerimi de etkilemiş. Hayatla asıl münasebetim sıkılmak üzerinden yaşandığı için, eğer bir şey dünyada sıkıcıysa, ahirette de sıkıcı olacağına dair bir arddüşüncem (hintergendanke) var. Bunu açıkça dile getirmekten ar etmeye devam etsem de cennetin anlatıldığı haliyle hayli sıkıcı olduğuna dair bir düşünce.

Cennet cennet dedikleri dediği de bu. Dünyada terkettiğim nimetlere orada kavuşmak gibi bir amaç içinde değilim. Cennete gitsem de içsem dediğim bir şarap yok, cennete gitsem de yesem dediğim bir yiyecek yok, belki hormonal bir şeydir ama organik robot gibi güzel kadınlarla beraber olmaya merakım yok. İçmedim ama nefesimin şaraptan, açlığın yemekten fazla keyif verdiğini düşünmeye başladım. Orada istediğin kadar aç kalacaksın ve sağlığından olmayacaksın, kimse de senin için endişelenmeyecek diye anlatılan bir cenneti daha çok arzulardım.

Bunun bir neticesi bu kırılgan egonun ölümden sonra kalıcı olup, hala bir takım zevklerden zevk alacağını sorgulamak oldu. Bu kırılgan egonun özlediği merhumlar var, ahireti onlarla görüşebilme vesilesi olarak isterim en çok. Geri kalan hepsi için eğer azaba uğramayacaksam, önemli değil diyecek duruma gelmişim.

Edebi tarafına hala hayranım. Cennetin en güzel tasvirlerinin Kur'an-ı Kerim'de bulunduğuna inanırım. Muhammed Suresi 15 ayet hemen her gün dilimdedir. Bununla beraber bütün bunların anlattığı benim için dünyevi bir mesele haline gelmiş.

Ben cenneti sonsuz bir kütüphane gibi hayal ediyorum diyen adamla da benzer hayallerim yok. Kitaplar eskisi kadar heyecan uyandırmıyor. Bilmek de öyle. Bilmenin getirdiği sorumluluk ve güç hala biraz daha anlamlı ancak bunun da kitapla ilgisi yok. Cennet algımda hala bir miktar güç var ve öldükten sonra hala dünyadaki işlerle ilgilenen evliya hikayelerinin etkisi olabilir bu. Dünyada bürokrasi mensubiyetinden kaçtım ama öldükten sonra Allah'ın kainattaki bürokrasisinde görev almak isterdim. Kırılgan egom o durumda o kadar kırılgan olmaz herhalde. Gerçeğe de ulaşmış olurum, bütün bunların anlamı ne?

Bütün bunların anlamı ne? Bu kırılgan ego bu anlamı anlamlı bulacak mı? Yoksa derdi okulun bitmesi tatilde yüzmeye gitmek olan bir çocuğa ne anlatılırsa, o kadarı mı anlatılmış? Belki tatilden sıkılacağını içten içe tahmin ediyor ama dünyevi mihnetten kurtuluş anlamında aklına sadece o geliyor. Ben aslında okulu seviyorum ve tatilin de okul gibi olmasını istiyorum çocuğa ise tatil yok.