Pendul 14500

Mantıklı insanların mantıklı tanrısı. Her şeyi bilimle izah eden insanların ona uygun yaşayan tanrısı, zencilerin tanrısı zenci, tacirlerin tanrısı tacir, savaşçıların tanrısı savaşçıdır diyen Emerson gibi, bilimsel insanların bilimsel tanrısı.

Edebiyatçıların, edebiyatçı tanrısına nazaran daha iyi değil mi? Uzun uzun hikayeler ve meseller anlatıp, bize mezmurlar okuyan tanrıdan?

Bilmem. Emin değilim. Eskilerin tanrısı daha gerçekti. Daha dünyaya yakın, daha mucizevi, insanın doğrudan irtibat halinde olmadığı bir tanrının faydası ne olabilir? Kainatı yaratıp, uzaklardaki evine dönen bir tanrının, bizi bilimsel doğrularla başbaşa bırakan bir tanrının ne anlamı var? Böyle bir tanrı olmasa, nereden anlayacağız? Tanrı evinde sessizce kalp krizinden ölse mesela, nereden bileceğiz? Yaptığı makine çalışıyor ve biz de makineye hayran hayran bakıyoruz, değil mi? Neden yaşamaya devam ettiğini düşünüyoruz?

Yok diyorsun sanırım, şimdi de Ateist mi oldun?

Ateizm zor bir pozisyon değil ki, herkes bir takım tanrılara Ateist. Hatta şimdiki Hristiyanlar, bin sene önceki Hristiyanların tanrısına Ateist mesela, şimdiki Müslümanların çoğunun gökteki tanrıya karşı Ateist olması gibi. Ateizm'in bir numarası yok, var olan nedir? sorusuna verdiğimiz cevap: Bir şeyin varolduğunu biliyoruz, bizim varlığımızın sebebi, yoksa, falanca bir tanıma bakıp, böyle tanrı olmaz demenin bir esprisi yok. Pozitif bir şeyler söyleyebiliyor musun, mühim olan bu.

Negatif teolojinin tersi mi? Tanrı hakkında ne olmadığı söylenebilir diyordun, en son, şimdi ne olduğu söylenmesi gerekir mi diyorsun?

Hayır, hayır, negatif teoloji de bir şeyler söylüyor değil mi? Tanrı hakkında konuşurken, ne olmadığı söylenebilir de, onun hakkında bir şeyler söylemek anlamına geliyor. Burada da negatiften oluşmuş bir pozitif var, ne olmadığına bakarak, ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

O halde, Tanrı hakkında söylenen her şey pozitif oluyor. Yoktur diyenler de, onun için pozitif bir şey söylemiş oluyor?

Ateist belli bir Tanrı tanımına bakıp yoktur diyor. Göklerdeki beyaz sakallı dede tanımına bakıp, böyle bir şey olamaz diyor mesela, her şeyi bilen, en iyi, kadir-i mutlak bir Tanrı'dan bahsedenlere, o zaman neden kötülük var? diyor. Durduk yere yoktur demiyor, her Ateist'in kabul edeceği bir Tanrı tanımı yapılabilir, Dawkins Tanrı Yanılgısı kitabında mesela, reddettiği Tanrı'nın Einstein'ın Tanrısı olmadığını söyler. Teizm'in Kişisel Tanrısı imiş inanmadığı, bunun da vazıh bir tanımı yok, Ateizm daha çok biz o sürüden değiliz, bizim değerlerimiz farklı demek için kullanılan bir argüman, konu daha çok sosyolojik. Yoksa teolojik olarak Ateist'in söylediğine cevap verirsin, bu onu iman ettirmez, o da senin söylediğine cevap verir ama konu zaten ayrı odalarda yaşamak isteyen insanlar.

O halde ne diyorsun şimdi yani, bilimcilerin bilimsel Tanrısı derken?

Geçen yüzyıl, dini düşüncenin bilimsel Ateizm karşısında kendini savunmaya çalışmasıyla geçti. Bunun da en mantıklı yolu, bilim de aslında Tanrı'ya götürüyor demekti. Bunu dediler, Türkiye'de en bilineni Said Nursi geleneği, kozmolojik kanıtı uzun uzun serdiler. Bu yanlış bir strateji değildi, o zaman için yapılması gereken de buydu belki, ancak bir yandan da Tanrı'yı bilime hapsetmek gibi bir hatanın içine düştüler. Yani biz mantıksız, bilimdışı bir tanrıya inanmıyoruz. İnandığımız Tanrı gayet aklı başında bir Tanrı.

Buradaki sorun nedir, ben onu anlamadım. Yani, evet, insanın Tanrı'yı anlamasında bir tekamül var bence de ama bilim hayatımızda önemli bir yer edinirken, Tanrı'yı bundan bağımsız anlayamayız, değil mi?

Öyle, bir açıdan, hayatımızda bir yer edinmesi gerek ama Tanrı'nın bir anlamı kalmayışı asıl konu. Bugünkü Ateistlerin asıl söylemeye çalıştığı da bu, bilim varken, Tanrı'ya ne gerek var? Tanrı düşüncesi bize bilimin sunmadığı ne sunuyor?

Anlam? Bilim kör bir bilgi edinme yöntemi değil mi? Yani, insanların bilim yapmak için bile bir anlama ihtiyacı var? Tanrı bize yaşamak için, iyi olmak için, mutlu olmak için bir anlam sağlıyor.

Evet, bu doğru ama bu anlam bize yakın olduğu sürece geçerli. Bilimsel Tanrı ise soğuk, mantıklı bir tanrı. Ondan mucizeler bekleyemiyoruz, bizim kabilemizi diğerlerinden üstün tutmasını istersek hemen birileri peki, ya diğerleri? diyor, onların dışarıda bırakılması haksızlık değil mi? İnsanların Tanrı'dan bekledikleri temelde adalet yani ondan sevgi veya iyilik beklemiyoruz artık, bir devlet gibi veya bir hakim gibi adalet bekliyoruz sadece. Eşit olalım istiyoruz. Bu bizi ondan koparan bir şey, insanlar da adaleti dünyada aramanın daha mantıklı olduğunu düşünüyor artık. Mucizelerin olmadığı, sevilmediğimiz, bu yabancı dünyada korunmadığımız bir hayatın içinde Tanrı da, yabancılardan bir yabancı. Belki hepsinden daha yabancı çünkü onu etrafımızda hiç göremiyoruz.

Eskiden görünüyor muydu?

Eskiden, evet, tam olarak hayatın içindeydi, Nuh Tufanı anlatılırken insanlar huşu duyuyorlardı, şimdiki insanlar acaba bunun tarihi kalıntısı var mı? veya acaba bu ayette gerçekte ne kastedilmiş? diye düşünmekten anlatılanı dinleyemiyor.

Kıssayla bağımız değişti, evet. İnsanlar artık ya bunlar gerçek değil diye veya gerçek diye bakıyor.

Bakmamız gereken düzlemin gerçeklik olmadığı kanaatindeyim. Bu kıssalar bilimsel gerçek diye anlatılmadı.

O zamanlar bilim yoktu ama, öyle de düşünmek lazım, Nuh Tufanı'nı dinleyen insanlar bunun gerçekliğini sorgulamadı, buna inandılar. Biri onlara bu gerçek değil, sadece mesel dese, pek hoşlarına gitmezdi. Şimdilerde bu şekilde dinleyemiyoruz, çünkü öyle bir kriter getirdiğimizde, ya tarihi kalıntı arıyoruz, ya gerçek anlam. Bu da bilimin gelişmesinin sonucu, eskinin bilimi buydu, büyüklerin anlattığına inanırdık ve konu kapanırdı, şimdilerde bir de gözlem, deney, tanık, mantık diye uzayıp giden kriterler var. Bu da mecburen bizi buraya hapsetti.