Virgül 7 Aralık

Ben ritüel ve dış oluş manasındaki din ile, yaşayış tarzı manasındaki ahlakın birbirine o kadar da bağlı olmadığı kanaatindeyim. Dindar bir insan ahlakının temelini Allah'ın emir ve yasaklarında arayacaktır, bununla beraber buradaki arayış aslında bulmak istediğinin arayışıdır. Yani insanlar sıfır noktasındaki bir ahlakla işe başlamazlar, zaten etraflarında bir yaşayış tarzı vardır, bu olmasa bile biyolojik ve doğal şartlar belli bir yaşam tarzını zorlar. Dinin bu konuda yaptığı ne aradığını bilenler için bir araç sunmaktır. Ahlaka ben böyle buyurdum diye başlayamazsınız, Allah böyle buyurdu demeniz lazımdır: Zira ahlak aşı gibidir, insanların birinin ahlaklı olması işe yaramaz, çoğunluğun aşılı olması gibi çoğunluğun ahlaklı olması gerekir ki ahlak kötülükten korusun. Din bu aşılama faaliyetinde bir manivela, bir retorik teşkil eder. İnsanların bir ahlakı zaten vardır, başkasının karısı bütün dinlerde aynı anlama gelir, bununla beraber insanların kimisi bu konuda Allah'a hesap vereceğini düşünür ve bunu da telaffuz edip, genel geçer bir bilgi olarak toplumun ortasında tutar ki insanların geneli de bu ahlakla aşılanmış olsun.

Dindar bir insan bu aşının markasına bakıp, ahlakın ancak bu aşıyla mümkün olacağını düşünecektir: Çünkü etrafında gördüğü bütün ahlaklı insanlar aynı marka aşıyla aşılanmıştır. Ayrıca günlük ahlakın gerekçelendirmesinde dindar bir insan doğrudan Allah'a verilecek hesapla kendini izah eder. O sebeple dindar olmayanların ahlaksız olacağına dair bir yargısı mevcuttur. İnanmıyor olsaydım şu şu kötülükleri yapardım.

Hayır, yapmazdın. Zira ahlakın asıl kaynağı din değildir, bir insanın Allah'a inançsız olması, topluma veya kendi iyiliğine inançsız olduğu anlamına gelmez. Ahlakî kuralların gerekçelendirmesini dinden başka yoldan yapabilir. Hatta gerekçelendirme de yapmaz, ahlakını vicdanına göre, kendine tanımladığı kimlik üzerinden inşa eder. İnsanlar fırsatını bulduklarında kötülük işler, ancak buna mani olacak şey benim gibi biri bunu yapmaz duygusudur. Ahlakın temeli de insanın kendini gördüğü yerdir, yoksa Allah'a verilecek hesap tek başına çoğu insanı kötülükten uzak tutmaz. Dindarlar Allah'a hesap vereceğine inanıyor olsaydı, Allah hakkında bu kadar çok konuşmazdı. Sadece bilen kişi bilmediği yerde bilmiyorum diyebilir ama bizim dindarlar, maşallah, her şeyi biliyor.

Din bu kimliğin inşasında güçlü olduğu için ahlakın gelişmesinde önemlidir: Namaz kıldığı bilinen birinin, bir bara gidip iki tek atmasını beklemezsiniz, namaz kılanlar daha az alkolik olur ve hayatlarında içkiyle ilgili daha az problem yaşarlar. Hayatının alışkanlıkları dini pratikler etrafında geliştiren birinin sapması daha zordur, başına bir musibet geldiğinde bunu sarhoş olarak değil, her işte bir hayır vardır diyerek karşılar. Normal şartlar altında ikincisini de yapmak isteyebilir, sarhoş olmanın daha teskin edici olabileceğine de inanabilir ama alışkanlıklar ve kimlik ona bu konuda izin vermez. Teselliyi meyde değil, seccadede arayacaktır.

Çağımızın en önemli meselelerinden biri aşı karşıtlığı gibi bir din karşıtlığı. İnsanlara eskilerin bu masalları insanları bağnazlaştırıyor diye anlatıyorlar, bu aşılar eski ve son kullanma tarihi geçti diyorlar ve dindarlar da içten içe bunlarla hemfikir. Yapmamız gereken eskilerin muadili yeni aşılar bulmak ama bu da zor bir iş çünkü aşılar kolay bulunmuyor, testleri bazen yüzyıllar alıyor ve bu arada dünya o kadar değişiyor ki, yeni dediğimiz de eskiye dönüşüveriyor. Sanatın ve edebiyatın yapma çalıştığı dinin artık insanların inanmadığı aşıları yerine yeni aşılar bulmak ama bunların çoğunun da miadı, çok daha önce doluyor.

Bu arada insanların geneli vicdanına terkedilmiş durumda, bireysel ahlak dışında tutunacak bir dal yok ve bu bireysel ahlak günden güne menfaatle müttefik hale geliyor.

Bunun sonuçları konusunda bir fikrim yok, geçmişten geleceğe baktığımda karamsarım, çünkü birey birey kendi ahlakını inşa eden insanların aslında genel olarak pek de sağlam bir ahlakla donanmamış olduğunu düşünürüm. Herkes kendi aşısını yaparsa hangi hastalığın bizi vuracağını bilemeyiz, birbirimizi koruyamayız ve sonunda aşıların hiçbiri bir işe yaramaz.