Virgül 8 Aralık

İnsanın kendini arayışı ahlakını arayışıdır. Ahlakını buldun mu kendini buldun.

Bulamadım.

İnsan neden iyi olur? Kendimizin ne kadar farkındayız? Ne istediğimiz ne kadar biliyoruz. Sonu -meli -malı ile biten cümleler kurmak kolay, insanın ideal olmaya/görünmeye/konuşmaya çalışması da kolay, ancak idealin olmadığını, insanların ufak farklar dışında birbirinin aynı olduğunu ve istediklerinin benzer olduğunu görmek: Bu bir veba, sanki insanların aslında insan değil, basit bir hayvan, bezenmiş, biraz ayrıntılı ve sıralı sesler çıkaran ama neticede bu becerilerini hayvani bir takım hedefler için seferber etmiş canlılar olduğunu düşünmek.

Bunun çağımızın vebası olduğunu düşünüyorum. Düşüncemizin belası.

Neden? Çünkü ölçümüz hayvanlık olduğunda insanı anlamak her zaman bir şekilde insanı hayvana rücu ettirmek anlamına gelecektir. Ortada insanı ölçeceğimiz ne var? Tanrıyı öldürdük, onunla kendimizi mukayese edemiyoruz ve bu sebeple elimizde hayvanlar kaldı, ne kadar da maymuna benziyoruz aslında diye kitaplar var artık. İnsanın meleklerden üstün değil, hayvanlardan üstün olduğunu söylüyoruz ve bu bizi, bütün insiyak, ilham ve hikmetimizin hayvani mecazlarla izahına götürüyor. Et pişirmeyi ve konuşmayı öğrenmiş maymunlarız biz.

Bu durumda ahlakın nasıl bir metafiziği olabilir?

Son bir kaç senedir, insanların ne olduğunu anlamayı, onlara ahkam kesmeye tercih eder oldum. Ortaya bir mükemmel getirip, bunun için insanların başlarına ekşiyince bir şey değişmiyor gördüğüm kadarıyla, bir faydası yok. Bu faydasızlığın bendeki yansıması da büyük ölçüde insan aslında ne istiyor? sorusunun cevabı oldu. Bunu bulduğumu sanmam ama insanların önemli bir kısmının ne istedikleri hususunda kendileri de dahil herkese yalan söyledikleri kanaati oluştu bende.


İnsanı nasıl anlarsınız? Sorabilirsiniz mesela, sen nesin? ve sen kimsin? diye. Ne istiyorsun? Buradan bir şey çıkacağını sanmam, insanlar bu soruya kimi zaman yalan da söyler ama çoğunluğun kendine ait resminin gerçekten uzak olmuş olması daha muhtemel.

Başka nasıl anlarsınız? Davranışlarına bakarsınız. Neyi nasıl yapıyorlar? Nereye gidiyorlar? Ne için zaman harcıyorlar? Şikayet edip duruyorlar, dünya şöyle, dünya böyle ama bir yandan da nasıl davranıyorlar?

Mesela sorsan herkes Kapitalizm’e küfreder ama ulaştığı tüm dünya nimetlerinde onun izi olduğunu kabul edip, hakkını verelim deyince suçlu olursun. Bunun sebebini merak ediyorum, insanların yaşadıkları dünyayı tanımak istemeyişlerinin asıl sebebini ve bu beni insanlar hakkında daha fazla aydınlatıyor. Bir retoriğe, anlama ait olmak insanın temel ihtiyaçlarından biri. Bu anlamın anlamlı olması gerekmiyor, doğru olması da gerekmiyor, güzel olması bile gerekmiyor, onun duygularına hitap etsin yeter, heyecanlandırsın ve anlamsız hayatına anlam katsın, fazlasına gerek yok.

Bir de anlamını anlamsızlıkta bulanlar var. Her şey anlamsız diye başlayıp, yaşamaya da devam edip giden. Bir şeyler anlamlı demek ki, lafını etmeye değer görmediğin ama seni hayattan koparmayan bir şeyler var. Bunları ikrar etmek zor olsa da anlam yok değil.

Bütün bu cümbüş içinde nasıl olup da insanların gerçekte ne istediğini anlayabilirsin?

Asıl mesele kendinin ne istediğini nasıl anlayabilirsin?

İçimden geçen duyguların, düşüncelerin yüzüne bakıp mı anlamalıyım, yoksa bir şeyleri simgeliyor diye mi bakmalıyım. Bana bugün ne simgeliyorsun sevgilim?

Bana bugün ne simgeleyebilirsin?

Canım tatlı istediğinde mesela, bazı zamanlar bunun su içerek teskin edildiğini gördüm diyelim. Bu durumda tatlı aslında susamanın simgesi olmuş değil mi? Bu kadar basit bir meselede bile canımın ne istediğini bilemiyorum. Bu durumda daha karmaşık olan duyguların arkasında, önünde, sağında solunda başka bir şeyler olmadığını nasıl bilirim?

Bilemem.

Yaklaşık 6 aydır düzenli olarak oturuyorum. Zazen. Meditasyon diyorlar ama fazla yüklü bir kelime bu, arada kullanıyorum ama sevmeden. Benimki sadece oturup nefesini takip etmeye çalışmak. Düşüncem kaçıyor, geri getiriyorum, dikkatim kaçıyor, nazikçe kolundan tutup nefesime geri getiriyorum, düşüncem hayallere dalıyor, nefes deyip geri getiriyorum. Şu sıralar 40-45 dakika kadar böyle.

Hayli iyi geldi. Hiç tahmin etmeyeceğim konularda iyi geldi. Dikkatim arttı, twitter ve tatlı ihtiyacım azaldı. Bazı konularda daha ahlaklı biri olduğuma inanıyorum, daha az öfkeleniyorum, gereksiz düşünceler daha az rahatsız ediyor beni, bir şeyi düşünmem gerektiğinde düşünüyorum ve sonra onu düşünmeyi bıraktığımda bırakmış oluyorum. Tek olumsuz yanı yazmanın eskisi kadar ihtiyaç olmaması. Bu da makul çünkü eskiden yazının gördüğü bazı vazifeleri de görüyor.

Ancak dikkatini burnunda tutmaya çalışmanın böyle alakasız konularda faydası olması bir yandan da asıl istediğimin aslında farkında olmadığımı söylüyor. Nefes almak ihtiyacındayım ama twitter’da umurumda olmayan ve unurunda olmadığım hesaplara sataşıyorum mesela veya tatlı krizine giriyorum veya narsist narsist konuşuyorum, ey dünya, sen kimsin, ben yoksam sen nasıl varolabilirsin?

O halde gece yarısı sütle kurabiye gömmeye çalışırken asıl istediğim aslında nefes almak mıymış?

Bütün bu cümbüş içinde ne istediğini nasıl bilebilirsin?