Virgül 13 Eylül #1

Beynimden akan kelimelerin doldurduğu kağıtlar. Benim işim yazmak olmadığı gibi, kimsenin işi burayı okumak değil ve insanlar işleri olmadığı için okumayı seviyor.

Anlamlı, yol gösteren, derde deva yazılar yazmak isterdim: Doğruluğu, güzelliği, insanların aradığını bulduğu hikayeler. Bunları yazmak için bunlara inanmak lazım herhalde. İnanmadığımda yazdığım yazıların sonu silinen dosyalar oluyor, insanın kendi yazdıklarının ona kendini kötü hissettirmesi mümkün mü?


Bir yerde, Türkiye'de fikir namına ortaya konan pek çok kelimenin, bir yerden bir yere gitmek için manasız olduğunu görüyorum. Bizim mefkure üretmesi gereken kalemlerimiz, rekabet az olduğundan mı, yoksa bu milletin genel ilgisizliğinden mi bilinmez, goygoy yaparak sayfa doldurmuş. Şairlerin fikir adamı sayıldığı bir iklim burası, onların lafazanlıklarının ideloji sayıldığı. Bizim otokton bir ideolojimiz yok, varsa yoksa devletçilik ve onun suyu, suyunun suyu... Travmatik bir geçmişimiz olduğundan mı, yoksa kolayından itibar toplamak için mi, ihraç edecek bir fikir üretemiyoruz. İthal fikirleri de hep bildiğimiz türkülerin bestesi haline getirmişiz.

Naçiz fikrimce memleketin en kısır ve bunaltıcı tarafı bu. Tamam, Amerikan İmparatorluğuna karşı koymak gerekiyor ama bunu bizim yerli malı, yurdun malı Türkçülüğümüzle yapmamız mümkün değil. Çünkü Türkçülük dediğimiz, özünde Türk'ün Türk'e propagandası ve kendimizi iyi hissetmek, tarihimizin doldurduğu mezarların yanındayken korkmamak için söylediğimiz bir türkü. Bunun Amerikalılara (veya genel manada Batıya) bir zararı yok, onlar çünkü bu gibi ideolojileri metalaştırıp, satmayı, dizi yapıp arasına reklam almayı, rozet yapıp yakaya takmayı bulmuşlar, dahası ortada pasta olmadığında bu gibi ideolojilerin insanların bölünmesine daha faydalı olduğunu ve küçüğün küçük kalmasını sağladığını da keşfetmişler. Türkçülük yapmak uzun vadede Türklere faydalı mı, zararlı mı? Bunu hiç bilmiyorum. Bazen hastalık gibi geliyor, bazen şifa gibi.

Diğer taraftan bunun karşı cephesi de pek matah değil: İmparatorluğa ram olalım, onların kulu kölesi olalım, geçmişi bırakalım, gelecekten vazgeçelim... temalı bir fikriyat. Batılılaşma dediğimiz bu, kendimizin Batı karşısında ikinci sınıf olduğumuzu kabul etmek. Bu bir defa kabul edildiğinde, bir daha bağımsız hareket etmeye korkar oluyoruz. Çoğu insanımızın Atatürk sevgisinin altında bu baba figürü olarak Batı var, onun için vasat bir diktatör olduğu halde Atatürk'ü aşmak kolay değil. Batılılaşmayı büyümek olarak algılıyorsanız, ona karşı çıkmayı her zaman çocukluk ve gerilik olarak görürsünüz. İnsanlar babalarının hata yaptığını bilse de inanmak istemez.

Bu baba figürü olarak Batı, son 20-25 yılda tersinden de geçerli herhalde: Batı muhalefeti de ergence bir muhalefet bu yüzden. Belki bundan dolayı sıkılıyorum, Batı'ya karşı atarlı ergen gibi davranmanın fikir sayılması beni bunaltıyor. Biz artık yetişkin olamayacak mıyız? Dünyanın bize, bizim dünyaya denk bir millet olduğumuzu, sorunlarımızı atar yaparak değil, yetişkin gibi çözebileceğimizi görebilecek miyiz?