Virgül 9 Ocak #2

Yaşamanın nasıl bir keder olduğundan habersiz şekilde buralarda, bu tepelerde gezip duruyorsun. Kafanın içinden geçenleri yazmaya imkanın yok. Ne yazacaksın, ne diyeceksin? Ruhundan kaçınan ve kelimelerin arkasından gelen bir atlı mı var? Ne demek istiyorsun? Ne diyorsun, ne demek istiyorsun?

Hikayelerimi yazmak istiyorum, onlarsız olamadığımı düşündüğüm hikayeler. Ölmekle ruhumun bölünmesi arasında.

Yeni kararlar almak istiyorum ve üç gün sonra öleceklerini bilerek. Üç gün sonra bıkacağım alışkanlıklar edinmeye gerek var mı? Öleceğime göre yaşamaya gerek var mı? Her şey yok olacağına göre varlığı neden kafaya takmalıyım.

Eskiden, çok eskiden, belki binlerce yıl eskiden varlık ve zamanı düşündüğümde içimi derin bir ümitsizlik kaplardı. Sırrı asla öğrenemeyecekmişim gibi, şimdilerde artık varlığın künhünü düşündüğümde içten içe bir gıdıklanma hissediyorum. Bütün bunların hepsi şakaymış gibi. Sanırım böyle böyle deliriyor insanlar, anladım ki varlık ve zaman aslında asık suratlı ve karmaşık kafalı felsefecilerin değil, zevzek komedyenlerin işi veyahut hepimiz kötü bir espri içinde yaşıyoruz. Kötü bir espri için.

Espri kötüyse ciddiye alınması espriyi daha da kötü hale getiriyor. Belki de işimiz bu kötü espriye gülmek --belki de tam tersi. Ya hepsi ciddiyse ve sen gülüyorsan, anlamı nasıl kavrayabilirsin?


Çok profesyoneldir demiş benim için polise, ona inanmayın, bu işi kesin o yaptı. Polis de gelip bunu bana söylüyor. Arabası boyanmış ve artık refleks haline geldiği şekilde beni şikayet etmiş. Polise beni nasıl anlattıysa, hem profesyonel hem zengin sanıyordu. Hayatımda hiç onbeş dakika meşhur olmadım ama onbeş dakika kadar kendimi mafya babası gibi hissettim. Her ne kadar cevabı, abi, sen bu karakolda günde 50 kişiyi görüyorsun, ben nasıl profesyonel olabilirim? olsa da bu iltifattan nefsimin okşanmadığını söyleyemem.

Sorguya alıştık artık, polisimiz önce kamera kayıtları varmış, zaten Doblo gibi bir araçla evin önünde bekliyormuşsun, yanında da biri varmış diye başladı, saat onikibuçukta evin önündeymişsin. Ben açtım, o saatte evdeydim, bakınız şu da Instagram paylaşımım dedim. Zaten sitenin her yeri kamera, yedibuçuktan sonra evden çıkmadığımı gösterecek çok kamera var.

Sonra zaten kamera kaydı da yokmuş, Doblo da yokmuş. Varsa da ben değilim o kameradaki dedim, çünkü şuurumu kaybedip Noel Baba gibi tayy-i mekan olmadıysam yılbaşı gecesi evdeydim.

Mevzu biraz sonra nasıl dürüm yemeye geldi bilmiyorum. Diplomatik yeteneklerim mi, yoksa ihbarı yapan sevgili ex sayesinde namımın yürümesi mi bilmem ama yarım saat sonra polislerle çay ocağında yemek yiyorduk. Karakolun çay ocağında otururken bana burada tadilat yapacağız da, sponsor olur musun? dediler, ben de ex hanımı arayın, bu ay benim avukat ödemesi var, anlaşırsa onu yapmama gerek kalmaz, o parayla da sizin burayı yaptırırız dedim. Biliyorum ki hanımefendi hiç beni böyle işlerin altına sokmaz. Çocuklar alamayacağım bir şey isteyince de böyle diyorum, anneniz anlaşırsa neden olmasın? Geçen beş yaşındaki kızıma araba bile aldım böyle, bizim jargonda anneniz anlaşırsa eşittir balık kavağa çıkınca.

İfade verirken suçlamayı duyunca gözlerimi açıp sorduğum ilk soru beni isim vererek mi şikayet etmiş? oldu. Çünkü böyle delilsiz dülülsüz insanları şikayet etmenin TCK 267'ye göre iftira suçu diye bir karşılığı var ve 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyorlar. Kendisi benim yaptığımdan yüzde binbeşyüz eminmiş ama savcının kendisinin bu sözüne nasıl bakacağını bilmiyorum. Hasılı nurtopu gibi bir davamız daha oldu.

Kötü espri deyince böyle işte, gülüyorsunuz ama sinirden. Profesyonelmişim ben, kahkahkah.