Virgül 13 Ocak #3

Kağıtla gelen, kağıtla gider. Kağıttan gelen bilgi, başka bir kağıttaki kelimelerle yok edilir. Hayattan gelen bilgi, hayatla gider. Günlük hayatın içinde insanların nasıl çalıştığını anlayan biri, sadece kağıt üretmiş birinden daha iyi hayatta kalır. Ancak günlük hayatın da geçici ve sınırlı olmak gibi bir kusuru var, bu kusurdan dolayı en iyisi, yazıyla hayat birleştiren flaneur anlayışı: Hayatın kendisinin her zaman kuralları belirlediğini, oyunun hayat olduğunu ancak o hayatta galip gelmek için bir miktar kitabi olmak gerektiğini bilecek kadar flaneur.

Felsefecilerin (veya entelektüellerin) ilginç bir cinsi, hakikati yazı yazarak veya unvan kazanarak bulabileceğini düşünüyor. Akademik felsefe, felsefeden çok akademik olduğu halde, ve oyunun tabiatı itibariyle maksadın kendi çalıp, kendi oynamak olduğunu bildikleri halde bu anlayış tuhaf. Hakikat sokakta boyundan büyük bir arabayla kağıt toplayan çocuğa, profesörden daha uzak değil, felsefeci sadece belli kelimeleri kullanacak kadr imkan bulmuş, zaman bulmuş bir canlı cinsi ama bunun takdir edilmesini bekliyor: Söylediklerinin biyolojik tek anlamı, ben felsefe öğrenecek kadar rahat bir hayat sürdüm demek olan birinin, hakikat kelimesinden alacağı nasip de işte ancak o biyolojik sınırlar içinde: Hemen hemen hiç.

Bu sebeple insanların entelektüel faaliyetin biyolojik/sosyal kodlarını kaçırıp, buna fazla önem verdiğini gördüğümde, kafamı koltuk altıma sokup oradan uzaklaşmak istiyorum. Burada yapılan için de aynısını söyleyebilirsiniz, doğru, ama en azından ben kendimi felsefeciler kadar yüksek ve hakikate yakın görmüyorum.