Virgül 23 Mart #2

Modern zamanda dervişlik nasıl olur? Dünyayı ne kadar bırakabiliriz? Dünyayı bırakmanın dünyaya veya bize bir faydası olur mu? Dünya yerine kendimize hayaller, vehimler, komplo teorileri, insanların gerçekte nasıl olduğuna dair hikayeler koysak, bu bizi hikmete yaklaştırır mı?

Bizim büyük çaresizliğimiz modern bir dervişliğin, hem bu toplum içinde bir fonksiyon icra edip, hem de Hakkı aramak faaliyeti üzerine düşünce geliştiremiyor olmamız. Dervişlik tabiatı itibariyle kişisel bir mesele, haydi hep beraber hakkı bulalım demenin manası, herkes birbirine yardım etsin oluyor ama neticede Hakkı birer birer bulmak zorundayız, yolu aşmanın birinci şartı ihlas ise, ihlas da insanın kendi içinde çözeceği bir meseleyse, nihayetinde bütün problem kişisel bir problem haline dönüşüyor.

O halde iç oluş konusunda söyleneceklerin dış oluş konusunda söyleneceklere bağı nedir? Her sabah işe gidilen, faizle iş yapılan, insanların çoğunlukla basit menfaatleriyle hareket ettiği, dervişlik dahil bütün manevi meselelerin dünyevi bir takım hedefler uğruna istismar edilebildiği bir dünyada, ermek hala mümkün mü?

Budist literatürünü takip ediyorum: Klasik olarak bizim tekke kültürüyle denk düşen bir manastır kültürü, bir de halk dini var. Aydınlanmak ve meditasyon gibi konular sadece manastır kültürünün işleri. Bizim Budist deyince anladığımız faaliyetlerin çoğu manastırlarda gerçekleşen faaliyetler, halk dininin çeşitli tanrıları, çeşitli inanışları var ama bunlar genelde günü kurtarmak için cari gelenekler. Manastırların da farklı düzenleri olmakla beraber, talip dilenerek yaşayan, gününün önemli bir bölümünü oturarak geçiren insanlar.

Bu iki sınıf Budiste son 50 yılda bir de Batı Budizmi eklenmiş. Bunlar aydınlanmaya çalışan modernler. Hem günlük hayatlarını sürdürmeye, hem de bunun için meditasyon ve sair araçları kullanmaya hevesli insanlar. Budizm'in geleneksel inançlarını, diyelim reenkarnasyon veya karma gibi inançları çok da önemsemeyen, Buda'ya tanrı-ötesi kişilik yerine öğretmen olarak önem veren bir tip. Bunların derdi aydınlamak değil aslında, modern dünyadaki stresi biraz daha hafifletmek ve zorlayıcı amaçlarına ulaşamadıklarında sığınacakları bir liman. Bizdeki Yoga meraklısı orta yaşlı hanımların derdi genelde bu, yoksa, deniz kenarında ayak tabanları yukarıya doğru bakarak bağdaş kurup oturacak kadar maddi imkan bulmak, klasik olarak aydınlanmak dediklerinin tam tersi bir durum.

Neyse de, bizim millet olarak hikmet serencamımız da bu minvalde gerçekleşecektir. Bizdeki dert, Kemalist devrimin Bektaşilik ve Mevlevilik dışındaki tarikatleri yer altına itmesi, sonra bunların da yer altında modern hayattan yalıtılmış bir dünya kurması... 2010 senesinden sonra, siyasi yasaklar hafifleyip, dini manada beklenen iyileşme yaşanmayınca ortada bir problem var demeye başladık. Problemin varlığını keşfetmemiz için, hikmet kültürünün saklandığı yerden çıkması gerekiyordu ve çıkınca gördük ki, aslında mecburiyetler yüzünden uzak kaldıkları modernizme eklemlenmek konusunda o kadar da çekinik değiller. Modern hayatın bir rengi olarak var olan bir tasavvuf ise, Batı Budizmi neyse, o olabiliyor en fazla, insanlara yaşadıkları hayatı daha anlamlı yaşama imkanı veriyor ama genel manada insanların daha iyi hayatlar yaşaması için söylecekleri anlamlı bir söz yok. Veyahut söz var da, bin sene önce rahmetli olmuş adamların menkıbelerinin bugün bir plazada sunum hazırlayan insana pek faydası yok.