Virgül 23 Nisan

Çocuklarımız bizim inandıklarımıza, inandığımız şekliyle inanmaya devam edecek mi?

Çocuklarımız derken, sadece biyolojik olandan bahsetmiyorum, zihnine bir şekilde etki etme imkanımız olan bütün çocuklardan. Belki, bir ihtimal, kendi biyolojik çocuklarımızı kendi dünyamıza sınırlama imkanımız var ama o da çok zor, o bile çok zor.

Onlar bizim dünyamızda yaşamayacak, bizim kavgalarımız, fay hatlarımız, olmazsa olmazlarımız umurlarında olmayacak, başka dertleri olacak. Bizim için dert olmayan dertler belki, Instagram'daki paylaşımı yeterince layk almadığı için üzülen birinin dünyasındaki dert kavramı, benimkiyle aynı değil, herhalde. Çünkü bir insanın Instagram kullanıyor olması bile bana yeterince mutlu olması için yeterli geliyor.

Kavgaları böyle tasnif etmek lazım belki: Kalıcı kavgalar ve geçici kavgalar. Bu kavga kaç nesil daha yaşar? veya bu kavganın yarı ömrü nedir? Bugün kan dökülen konuların ve insanların birbirini öldürmekten çekinmediği meselelerin dahi ömrünün bir nensilden fazla olmadığını görüyorum. Kürtlerin bağımsızlığı mesela, kaç nesil daha bir sorun olacak? 2011 doğumlu oğlumun akranlarının çoğunun benim kadar ayrılıkçı Türk olacağını düşünüyorum. Bugün için telaffuz edilmesi zor dahi olsa.

Veyahut dindarlık konusu, onlar için ne kadar önemli bir kriter olacak? Danimarka'da ne kadar dindar varsa, üç nesil sonra bizde de benzer oranlara ulaşacak gibi duruyor. Ülkenin sınıflaşmasında din önemli bir etken olduğu için, şimdiye kadar sınıf bilincinin yansıması böyle oldu. Sınıf kavgası din üzerinden yürüdü ve hala öyle devam ediyor, peki artık tesettür modası gibi bir kavramın doğal karşılandığı bir yerde, dindarlık hala bizim bugün anladığımız dindarlık mı olacak? Sınıf kavgası hala cephane üretecek mi? Yoksa fakir dindarlar kendilerini zengin dindarlardan çok, fakir sekülerlere mi yakın bulacak?

Batı'ya baktığımızda geleceğimizi görüyorum. Bu hoşuma gitmiyor, tabii ki, çünkü sefih ve decadent bir Batı bu, insanların varlık şuurundan uzak olduğu bir Batı. Sonra dönüp, iki nesil sonra bu toprakların da böyle olacağını, aynı hayatı torunlarımın da yaşayacağını düşünüyorum.

Onların ileri bizim geri olmamız değil konu, bizim daha başka bir hayat yaşayacak kadar güçlü olmayışımız. Onların bize sunduğu hayatın, kalitesiz bir kopyasından başkasına gücümüzün yetmeyişi. Zihnimiz mağlupların zihni, madde planında zafer, mana planında hezimet diyor Kurtuluş Savaşı için, biz de zihinlerimizde mağlup olduk ve başka bir kader sahibi olmamız zor görünüyor.

Onun için Batı'nın hastalıkları, bizi de ilgilendiriyor. Onların izini takip edip, düştükleri çukurlara düşüyoruz, biz düşmesek de çocuklarımız düşecek. O halde söylediklerimizin biraz daha kalıcı olması için, Batı'ya da çare olmalı değil mi?