Virgül 24 Temmuz #2

Kadın konusu çok münbit konu. Ne yazarsan yaz gidiyor, alıcısı var, çok iyiler, çok güzeller, onlarsız hayat ne mümkün... diye gitse de, kötüler ve varlıkları kötü, dışı güzelse de içi çirkin, dünyanın en büyük imtihanı onlar... desen de alıcısı var.

Gerçek? diyecekler. Gerçek bu ikisinin ortası mı, yoksa aslında gerçek yok mu, yani, belirli bir kadın tabiatından bahsedemez miyiz? Kanaatim ikinci tarafta, kadınlar şöyledir cümlelerini laf olsun diye kurmaya devam ediyorum ama ne kadının, ne erkeği sabit ve belli bir karakterle tanımlanabileceğine inanmıyorum. Stereotipler espri için iyi olabilir ama çok yavşak erkek ve delikanlı kadın gördükten sonra, cinsiyet karakterlerinin yalınkat tanımı olduğuna inanmıyorum.

Kırmızı Hapçı erkekler var, kadınlarla ilgili Red Pill dedikleri bir takım doğrulardan bahseden . Sürpriz değil, kadınlar kendilerinden maddi ve sosyal statüsü yüksek erkekleri arar veya kadın güçlü erkek ister diye ifade ediyorlar. Bu gücün tezahürü olarak fiziksel manada karın kasları belli, maddi açıdan güçlü ve bunu göstermekten çekinmeyen, ağzı laf yapan, kültürlü erkekler arıyorlarmış. Neticede kadınların eş seçerken erkekler gibi olmadığını biliyoruz. Bunların söyledikleri kadını nesneleştirdiği için çok güzel gelmiyor, birinin eline bir reçete verip, şöyle şöyle yaparsan, kadınları elde edersin demek, kadınların iradeli özne olduğunu inkar ediyor ama gördüğüm kadarıyla, zaten bu adamların bahsettiği kadınların özne olmak gibi hedefleri yok.

Bunların kadınların çoğunluğu için doğru söylediklerine inanıyorum ama bir yandan da kadın denenin bu kadar yeknesak, bir örnek olduğunu kabul edince, erkeğin ortalamadan ötesine geçemeyeceğini de düşünüyorum. Eğer balık avlamaya gidiyorsan, balıkların en kalabalık olduğu yere gidersin. Herkes oraya gittiği için orada rekabet daha çoktur. Ancak balığın bol olması aradığın balığın orada olduğu anlamına gelmez, sen çipura arıyorken, gittiğin yerde herkes lüfer peşindeyse, başarılı olsan da seni mutlu etmeyecektir, bir de yarıştığınla, emek harcadığınla kalırsın.

O halde erkekler ve kadınlar konusunda, her ne kadar biliyormuş gibi veya erkekler lehine düşünüyormuş gibi yapsam da, konu o kadar basit değil: Erkeklerin eski erkekler olması için dünyanın eski dünya olması lazım, kadınların da eski kadınlar olması da ancak o şekilde mümkün. Kapitalist makine kadınları da iş hayatına dahil etti, etmek zorunda mıydı da etti, yoksa bu bir tercih miydi, tartışılır, kadınlar da erkeklerin avlayıp getirdiği geyiği pişirme rolündense, makinede bir rol sahibi olup, kendi imkanlarını yaratmayı tercih etti. Endüstri devriminden beri erkekler düşünülerek kurulmuş bir dünyada, tüm kültürü erkekler tarafından oluşturulmuş bir iş hayatında varolmaya çalışan kadın da mecburen erkek gibi davranmaya çalışıyor. Belki doğal, mecburi diyeceğiz, belki de farklılaştırabileceğimiz yerler vardır, bu da ayrı bir konu.

Yine de kadınların artık eskiye dönmesini beklemek, siz evde oturun, erkekler çalışıp size bakacak fikrini savunmak zor. Bunda tabii erkek milletinin o kadar da güvenilir ve iyi bir bakıcı olmaması da etken, kadınların da dünyayı tanımak için erkek sırtına çıkmak istemeyişi başka etken. Özgürlük de kolay bırakılan bir kavram değil, kadınların genelinin yüz yıl önceye kadar daha az çalıştığını sanmıyorum ama daha çok çalışsalar ve hayatları daha yalnız da olsa, bu hayatı tercih ediyorlar.

O halde aslında beklentilerin, ilişki biçimlerinin değişmesi lazım. Benim erkekler adına derdim, kadınların canı isteyince 11. yüzyıl, canı isteyince 21. yüzyılda gibi davranmaya çalışması. Kadın eşitlik istiyorsa, bunu tam manasıyla istesin, yalnız yaşamanın sorumluluğu da buna dahil olsun ve evlilik bir hedef olmaktan çıksın. Kanunlar boşanmada kadınları anneliğe zorlayamazken, erkeklere nafaka yoluyla ömür boyu babalık mecburiyeti getiriyor, bu da kalksın, çocukların çoğu durumda anneyle beraber kalmaları kuralı da kalksın, annelerin kendilerini evin sahibi ve yarı ilah görmesi de kalksın. Çiftler kendi evinde otursun, arada bir birbirlerine misafirliğe gitsinler.

Kadınları korumak adına onlara suistimal imkanı olan ayrıcalıklar sağlanıyor. Modern mesele benim için bu, erkeklerin dünyasında konfor, güvenlik, ebedi nafaka yoktur, kavga vardır, yarış vardır, mücadele vardır, birbirimize bol bol kazık atarız, sonra döner yeniden kazık atmaya çalışırız. Erkekler ufak tefek şeyler için birbirini öldürür, on lira kazanmak için yüz lira harcar, ve aynı yanlışları tekrar tekrar yapar. Erkekler kadınları öldürdüğünden dokuz kat fazla diğer erkekleri öldürür. Kadınların erkek dünyasının özgürlük gibi nimetlerinden yararlanmaya çalışıp, dünyanın belirsizliğinden gelen külfetlerine ben kadınım diyerek yan çizmesi asıl yanlış bulduğum. Maddi, manevi özgürlüğe gelince erkek, o özgürlüğün getirdiği kendinden sorumlu olmaya gelince kadın olmaya çalışmayı tuhaf buluyorum, sonra bana kadın düşmanı diyorlar.

Kadınlara nasıl bir hayat istiyorsunuz, ne kadar özgürlük, ne kadar sorumluluk? diyen yok, herkes gözünü özgürlükler tarafına dikmiş, bir erkek birinin anasına söverse dayak yer, kadın da küfredebildiğine göre dayak yemesi sadece adli bir meseledir, kadınlık meselesi değildir derseniz, aaaa, kadın düşmanlığı oluyor.