Atlantic'te halihazırda okumakta olduğum bir yazı var. İnsanların cömertliğinin de bir nev'i akıl hastalığı olduğundan bahsediyor. Cömertlik değil, hayır, hiçbir şeyi kalmayıncaya kadar elindeki her şeyi dağıtmaktan bahsediyor.

Böyle insanlar varmış. Ellerindeki her şeyi son kuruşuna kadar dağıtıyorlar. Parasız kalmaları onları durdurmuyor, ellerinde hiçbir şey kalmayıp, aileleri yıkıldıktan sonra bile devam ediyorlar. Vermenin genel olarak mutluluk hormonu dopamin salgılanmasına sebep olduğu ve cömertliğin insanları mutlu ettiği biliniyor. Ancak gani gönüllülüğün kendini batıracak kadar ileri seviyede olduğu vak'alar, çok yemek veya çok alışveriş gibi insanların vermeye de bağımlı olabileceklerini gösteriyormuş.

Bunu okuduğumda, aklıma elindeki her şeyi dağıtan ve bununla övünen arifler geldi. İbn Arabî'nin böyle olduğu anlatılır. Konya Selçuklu Sultanı'nın hediye ettiği evi, kendisinden Allah rızası için bir şey isteyen dilenciye verdiği. Böyle başkaları da var tabi, bu tema elimizde mevcut.

Bunun kıymetsiz olduğunu iddia edecek kadar gözü dönmüş bir biliminsanı değilim. Bak, bilim bu adamların davranışının bir bozukluk olduğunu gösterdi diyecek kadar. Bununla beraber tacını tahtını terketmenin insanı bu derece mutlu etmese bile doğru davranış olduğuna dair büyüyen şüphelerimi de ekleyeceğim.

Uzun zamandır burayı takip edenler, mülkiyet gibi bir tarafında Liberalist ekonomilerin vazgeçilmez hak, Sosyalist/Anarşist ekonomilerin hırsızlık gördüğü mülkiyet hakkında, emanettir şeklinde bir fikir beyan ettiğimi bilir. Emanet genelde elindekinin geçici olduğunu bilmek şeklinde anlaşılır ve doğrudur, ancak bir de senden başkasına devredemeyeceğin vazife anlamı vardır. Bu anlamın üzerinde, itiraf etmek gerekirse siyasi sebeplerden fazla duramıyorum çünkü insanların zaten bencil bir tarafları var ve paylaşmamak için bahane arayanlara, böyle bir bahane sunmak işime gelmiyor. Bununla beraber, emanetin bu tarafını, yani sana emanet edilmişi hakkıyla değerlendirmek tarafında da bir şeyler söylemek lazım.

[Yevmiyeler]