Eski yazıları düzeltmeye başladım. Obsidian'da rastgele not açıyorum, bahtıma ne gelirse. Eski günlerin hangisini hatırlamak icap ederse.

Dün akşam bir önceki yazıya benzer bir şeyi dört sene önce de yazdığımı fark ettim. Kendimi tekrar etme konusundaki yeteneğim iç karartıcı ama ne yapabilirim? Yazıları unutuyorum, hayata da ancak unutarak tahammül edebiliyorum.

Kendini tekrar etmemek için ne yapmak lazım?

Eski yazılarda devamlı yeni fikir arayışı varmış. Devrik Yazılar'ın birinde, keramet hakkında bir şeyler söylemişim. Bana soran varmış gibi ahkam kesmişim. Yeni fikir üretmek için bir azim varmış.

Sonradan bu azim nereye kayboldu? Kendimi (keramet de dahil) dünyadaki her konudan sorumlu gibi görmeyi nerede bıraktım?

Belli bir noktayı hatırlamıyorum. Ancak fikrin müstakilen hemen hiçbir işe yaramadığını, ortalıkta zaten fikirden bol bir şey olmadığını ve benim söylediklerimin daha anlamlı olsalar bile aynı kalabalıkta görünmez olduğunu fark ettiğim yerler vardı.

İnsanlar başarı hikayesi yazarken, bir yerde bir fikrin dönüm noktası olduğunu söylemeyi sever. Hikayeler dönüm noktalarıyla örülür: Einstein, zamanın kütlelerin hızına göre değiştiğini farketmiş. Bu bir dönüm noktası olduğu için anlatıya bir keyif veriyor. Ancak buradaki mesele, o fikrin o noktada, o insandan hasıl olması ve yayılması için gereken gayretin ve alt yapının o insanda bulunması gibi şeyler. Adamın yıllarca bu fikir üzerinde düşünecek ve o fikrin sonuçlarını yayınlayacak gayreti varmış.

Fikirler ucuzdur. Tek başına fikrin bir faydası olmaz. Onları insanların kafasına sokacak kadar tekrar eder, eğitmek, anlatmak için zaman ayırır ve emek sarfedersen, bir ihtimal daha değerli olurlar.
Uygulanabilir fikirlerse ve uygulayabilecek gücünüz varsa, daha da değerli olurlar. Ancak bunlar fikrin kalitesinden değil, onu uygulayacak imkanın kalibresinden etkilenir. O sebeple bir Osmanlı alimi İzafiyet Teorisi'ni farketseydi bile, bunu yayınlayacağı, sonunu getireceği bir ortam olmadığı için, fikrinin kıymeti olmazdı.

Bizde eksik olanın fikir olduğuna inandım yıllarca. Ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bu bir açıdan doğru, hayatı nasıl yaşayacağımızı, dünyayı nasıl anlamlandıracağımızı bilmiyoruz. İnandığı şekilde yaşayan şanslı azınlık dışında hayata nasıl tahammül edeceğini bilen az. İnsanlar, yüzbinlerce yıl mağarada, köyde, ufak topluluklar arasında yaşadıktan sonra bir anda milyarlarca insanın akıbetinden haber alır hale geldi. Eski yüzyılların basit ve net dost ve düşman algısı, yerini sen de haklısın dediğimiz (veyahut demek zorunda kaldığımız) milyonlarca farklı yaşam tarzına bıraktı. Fikirler de bu farklı yaşam tarzlarının etkisiyle çoğaldı. Çağımızda artık bilgi ve fikirden uyuşmuş durumdayız. Burada yazdıklarımın da bu global kakofoniden ayrı bir yerde olduğunu iddia etmem zor. Herkes konuşuyor, ben de konuşuyorum.

Bu sebeple hayat beni aynı çukurlara itip, aynı şekilde çıkardıkça, benzer yazılar yazıyorum. Yeryüzünde söylenmemiş bir söz olmadığı gibi, yaşanmamış bir acı, yapılmamış bir hata da yok. Gördüğüm kadarıyla ömrümüzün sonuna dek döne döne benzer kuyulara girip, çıkmaya çalışacağız. Bu tekrarlı hayattan bahseden yazılar da tabii tekrar içerecek.